31 Mart 2008 Pazartesi

Kayıp Kahramanlar Hapishanesi

31 Mart 2008 Pazartesi 0

Bir dizi çılgınlığıdır gidiyordu. Hala da gidiyor aslında. Senaristlerin grevi sekteye uğratmasaydı, kaldığı bölümler itibariyle daha da güncel çıldıracaktık.

Lost’ta 4. sezonun 8. bölümünde kaldık. Heroes’da 2. sezon bitti. Prison Break ne alemde şu anda bilmiyorum, onu da izlemeyivereyim dedim kendi kendime. Israrlıyım da bu konuda. (Meraklıları için; 3. sezonu CNBCe’de devam ediyor; her Perşembe 21:00 de)

Lost’a başlamak ve Heroes’u izlemek konusunda da soğuktum ama elini veren kolunu kaptırır misali olduk. 3 sezonu nasıl bitirdim 4. sezona nasıl yetiştim bilmiyorum. Heroes’u da 1. ve 2. sezonu peşpeşe izleyerek tamamladık. 3. sezonu merakla beklemekteyiz.

Grev ne aşamada bilmiyorum internette bir hayli sayfaya baktım ama hep 2007 tarihli haberler var grevle ilgili. Daha günceline ulaşamadım. Bilen varsa son gelişmeleri yazar mı acaba?

30 Mart 2008 Pazar

Hoşgeldin Ali Bebek

30 Mart 2008 Pazar 0
29.03.2008 / Okmeydanı - İstanbul

Maalesef maçı izleyemedim. Çünkü, Okmeydanı Memorial'da dünyanın en güzel hallerinden birine tanıklık ettim. Bir erkeğin ilk defa baba oluşunun heyecanını saat saat onunla ve sevdikleriyle beraber yaşadım. Ali Bebek 29.03.2008 de 21:50 itibariyle dünyaya ve sevenlerine üstelik 20 gün evvelden merhaba dedi.

Prematüre Ali Bebek'e dünyaya hoşgeldin diyor, mutlu, sağlıklı ve uzun bir ömür diliyorum. Allah analı - babalı büyütsün.


29 Mart 2008 Cumartesi

Kışlalara Erdi mi Bahar?

29 Mart 2008 Cumartesi 1

Askere bir dostumuzu daha gönderiyoruz. Daha evvel Sivas kütüğüne bağlı bir dostumuzu göndermiştik, şimdi sıra Gaziantep kütüğünden bir diğer dosta geldi. Sivaslı dostumuz eli kulağında ha geldi ha gelecek.
Bayrak yarışı gibi oldu . O gelirken bir diğerini “Allah kavuştursun” dilekleriyle göndermeye hazırlanıyoruz. 2008 Mayıs ayı; sevenleri için, hasretin ve vuslatın ayı olacak.

Haydi hayırlı tezkereler.

Kuşlar


Akşamı sabırsızlıkla bekliyorum. 19:00 da kurulacağım televizyonun karşısına ve maçı izleyeceğim. Ancak evde Digiturk yok tabii. Önce karşısına kurulabileceğim Digiturk destekli televizyonu olan bir ev bulmalıyım. Kahvehane de olmuyor çünkü, ben sakin maç seyrederim. Bağırış çağırışa gelemiyorum öyle. Bir de üstüne, fabrika bacası gibi kahvenin içi. Ha ben içmiyormuyum, içiyorum tabii de.

Bacanın içinde içince insan, içtiğinden bir şey anlamıyor ki.

Hakeden kazansın tabii. Lakin gönlüm yine de bizim takımdan yana.

Vadideki Zambak


Mart ayının başında Gümüşhane’ye gittim. İş gereği yapılan bir gezi olduğundan, çok fazla gezip görmek ve bilgi toplamak -hele resim çekmek; zaten makinayı almamıştım yanıma- mümkün olmadı. 2 gün 2 gece geçirdim Gümüşhane’de.
Kalkınmada öncelikli illerden biriymiş Gümüşhane. (dpt.gov.tr’den aldım bu bilgiyi.) Hemşehri desteğini de arkasına almış durumda 2008 itibariyle. Neyse konumuz bu değil.

Gümüşhane çok küçük bir şehir. İki caddesi var bir de Trabzon’dan gelip Zigana Dağları’ndan geçtikten sonra Erzincan istikametine giden karayolunu sayarsak 3 önemli cadde. Yerleşim olarak bakıldığında Zigana Dağları’nın arasındaki dar bir vadide uzunlamasına kurulmuş bir şehir. Enlemesine büyümeye çalıştığında dağın yamaçlarına doğru çıkmış yerleşim. Bunu görünce Vadideki Zambak dedim içimden. A ha şimdi, buraya da yazdım. Bir de Harşit Çayı var, kışın coşkun akmakta ve şehri, başından sonuna geçiyor benim gördüğüm; ötesini - berisini bilmiyorum. Ben Hurşit Çayı demiştim çok gülmüşlerdi; ben de güldüm.
Lakin söylendiğine göre yazları kuruyormuş.

Gümüşhane Müzesi’ni de gidip görme şansım oldu. Hatta ziyaretçi defterine bile yazdım bir şeyler. Son olarak eklemeden geçemeyeceğim, giderseniz eğer; mutlaka, ballı pestilin tadına bakın ve köme, ballı pestil, kuşburnu marmelatı almadan dönmeyin. Kral Köme&Pestil, favori dükkan bu konularda. Şehir merkezindeki caddede ve otogarın içinde yeri var. Hatta ülkenin neresinde olursanız olun telefonla sipariş alıyor ve kargo ile size ulaştırıyor.

Gümüşhane hakkında daha çok şey öğrenmek istiyorsanız, aşağıdaki linkler fayda sağlayacaktır.
http://www.gumushane.bel.tr/
http://www.gumushane.gov.tr/

27 Mart 2008 Perşembe

Park

27 Mart 2008 Perşembe 2
16.02.2008 / Bayrampaşa - İstanbul

Geçen yıl, 01 Kasım'da kar yağmış, bir daha kar görmek kısmet olmamıştı.

İstanbul'da en zorlu iki kış hatırlıyorum; biri 1986'da idi, bir de 2003...

Kışı ve kar yağışını bu kadar özleyeceğimi düşünmemiştim. Hasretle beklediğim kış bastırdı birden ve ben elimde fotoğraf makinası attım kendimi dışarı. Kare kare, poz poz bastım deklanşöre; işte o, yakalayabildiğim ender, güzel olduğunu düşündüğüm karelerden biri de bu.

İncecikten bir kar yağdı, tozdu elif elif diye,
Deli gönül abdal oldu, gezdi...


DÜZELTME: Zorlu kışlardan diğeri 2003 değil 2004 olacaktı. Kale Arkası'ndan bir hatırlatma geldi :)

Mocha

Şubat 2008 / İstanbul

Kahve Dünyası'nda, eşimle birlikte geçen keyifli muhabbete eşlik eden kahve türevi bir içecek. Hatırladığım kadarıyla içinde karamel, çikolata sosu falan vardı. Ekşi Sözlük'e de baktım, hakkında bir yığın entry girilmiş.

En güzeli; Gloria'da mı, Starbucks'da mı yoksa Kahve Dünyası'nda mıdır, bilmiyorum ama; bir deneyin derim.

Bu arada dışarlıklı kahvecilere rakip çıktı yerli Kahve Dünyası. Gönül ister ki; tutulsun, artsın şube sayısı.


25 Mart 2008 Salı

Dost Dost Diye...

25 Mart 2008 Salı 0
2006 / Demirkapı Mobilyacılar Çarşısı, Eyüp - İstanbul

Biz haber etmeden haberimizi alırsın, yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin. Gözümüzün dilinden anlar, elimizin sırrını bilirsin. Namuslu bir kitap gibi güler, alnımızın terini silersin. O gider, bu gider, şu gider, dostluk, sen yanı başımızda kalırsın

-Nazım Hikmet-

Tek Başına


'Kim olursan ol ne istersen yap
Sen de bu dünyada tek başınasın
Annen kolunda
Baban yolunda
Kardeş yanında ama tek başınasın
Tek başımızayız hep tek başına'

Bu fotoğrafı 02.01.2007 de Galata'da, dostlarla gittiğimiz bir kahvaltı sonrası çektim. Kahvaltı ettiğimiz yerin holünün penceresinde, dış tarafa konulmuş, komşu binaların camlarıyla karşı karşıya duruyordu. İşte dedim tam fotoğraflık güzel bir kare, sarıldım deklanşöre.

Bilgisayara yükleyip baktığımda adı Pencere Önü Çiçeği oldu. Ama yine de bana hatırlattığı "kim olursan ol, ne istersen yap, sen de bu dünyada tek başınasın"

Bülent Ortaçgil ve Erkin Koray'a sevgi ve saygıyla...

23 Mart 2008 Pazar

Söze Başlarken

23 Mart 2008 Pazar 0
İki blog hazırlığı yaptıydım, biri resimlerden oluşsun birinde de sadece yazılara yer vereyim diye düşünüyordum. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Resimlerle uğraşayım derken yazmak geride kaldı; hatta hiç başlayamadım. Yazmaya çalışayım derken; resimler yol alamadı. Bir kaç yerde olmaya çalışmak hiçbir yerde olmamak gibi oldu.

Velhasılı; bana esin sağlayan sevgili nuksoc Davutpaşa'da, bir kebapçıdaki akşam yemeği sırasında; 'neden, bu kadar zorluyorsun? hem resimlerini hem yazılarını kullandığın tek bir blogda harmanlasan daha iyi olmaz mı?' sorusunu sorunca; mal bulmuş mağribi gibi atladım bu fikrin üzerine.

Gerçi aklımdan geçmeyen bir şey değildi, ama; o an anladım ki, bir tetiklenmeye ihtiyacım varmış.

Neyse, blogları birleştirmek bugüne kısmetmiş. Daha evvel resim defteri linkinde yer alan tüm fotoğraflarımı burada paylaşacağım.

Naçizane tarafımdan karelenen fotoğrafları ve kendi zihnimde hayat bulan cümleleri serbest nesirlere taşıyacağım.

Ne fotoğrafın ne de yazının üstadı değiliz, ama; herkesin kendi açısından bakmaya ve içinden geldiği gibi yazmaya akacak bir mecra bulduğu internet, bize de bir nehir olsun.

Dedim ya; bir çeşit tatmin bizimkisi.