30 Haziran 2008 Pazartesi

Sırtından Düşürmeye Gör

30 Haziran 2008 Pazartesi 0

Geçenlerde Sabah gazetesinin manşetten verdiği bir haber vardı; yaklaşık olarak; "iyi bir kalecimiz olsaydı, şampiyonduk" gibi bir şeydi.

Her kim yaptı ise haberi ayıp etmiş diye düşündüm. Volkan istermiydi böyle olsun, Rüştü istermiydi hatalı gol yesin. Oldu işte ne gelir elden.

Ben ne Yaşarlar, Hayrettinler, Nurettinler, Fatihler gördüm; zaten yoktular. Kaleci konusunda son 15 yılda çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Engin ile başlayan Volkan ile Aykut ile devam eden bir kaleci cennetiyiz şimdi. Eskiden sürekli yabancı kaleci transfer ederdi takımlarımız.

Lukovcanlar, Jurkoviçler, Carloslar...

Transfer Şampiyonu


Geçen sezonun ortasında geldi, Ersun Yanal. Bu sezon yepyeni bir yapılanma ile lige hazırlıyor Trabzonspor'u.

Eskilerden hatırlarım, transfer şampiyonu hep Fenerbahçe olurdu. Her yıl bir yığın futbolcu tansferi yapar sezona şampiyonluk parolasıyla girip transfer şampiyonu olarak akıllarda kalırdı.

Bu sezon Trabzonspor neredeyse 20 ye yakın futbolcu transferi yaptı. Başkan Sadri Şener iddialı, Ersun Yanal biraz daha temkinli sinerjiden, enerjiden birlik beraberlikten bahsediyor ve sabır diyor sabra ihtiyacımız var 96 travmasını hep beraber atacağız üzerimizden 12. adamda bize sabrı ve tezahüratlarıyla destek versin.

Güçlü, renkli, İstanbul'a kök söktüren bir Trabzonspor geri gelsin. Ersun Yanal başarılı olsun. Futbola keyif katsınlar.

Şampiyonluğu transfer sezonunun bitiminde bırakmasınlar.

Milli Takım Hoca Adayı


Euro 2008'in bizim için bitişinin akabinde daha Almanya'ya sahayı dar eden neferlerin teri kurumadan Fatih Terim bombayı patlattı; gidiyorum, gidebilirim, gitmeyi düşünüyorum... Federasyon başkanı gitme dedi, muhtemelen futbolcu kardeşleri yada evlatları gitme dediler, bir çok kişi aynı şekilde gitme, devam et dediler. Fatih Terim yine ön planda oldu ve şeklini yaptı.

Bence de gitmesin bu saatten sonra, güzel bir mecra yakalanmışken bu mecrada üstüne koyarak ilerleyecekse kalsın. Yok 'dediğim dedik, çaldığım düdük' deyip yine fantastik çabaların içine girecekse bizim dere çaya dönmeden bir süre sonra yine kurur.

Federasyon Başkanı Hasan Doğan'da, Terim'in gitme, vazgeçmeme ihtimaline karşı hoca adayları içerisinde sanırım ilk aklına gelen ismi zikretti; Ertuğrul Sağlam. Aceto'da bu konuya atıfta bulunarak siyasi bir yakıştırmayı -öyle düşünmemiş olmasını tercih ederim- çağrıştıran sözler söylemiş. Malum sürekli İran olmaktan bahsedilip duruluyor. Hasan Doğan'ın eşi kapalı, Ertuğrul Sağlam'ın eşi de kapalı. Belki ben fesatça düşünüyorumdur. Yorumlara da baktım siyasi tarafa çekenler olmuş tek tükte olsa.

Ben karşı değilim ne Hasan Doğan'a ne de Ertuğrul Sağlam'a, eğer karşı olmak sebebi yaşam şekilleriyse. Güzel yurdumda bir tuğlada onlar koyacaksa üzerine neden olmasıncıyım.

Ama Ertuğrul Sağlam'dan önce Abdullah Avcı var derim, Rıdvan Dilmen var derim.
En önemlisi törpülenecekse egosu Fatih Terim illaki kalsın derim.

'Volkan'ik Bir Dağ


Schalke 04 maçı idi sanırım, bir Şampiyonlar Ligi maçıydı. Iskaladı topu, öyle pis bir gol yedi ki. Ben olsam iflah olmazdım herhalde. Yılmadı, usanmadı, kaleci olmaz diyenler oldu bu adamdan ama o kaleci oldu da; henüz adam olamadı işte.

Ah be Volkan gençsin, heyecanlısın, patlamaya hazır volkansın her an. Anlamıyorum ki etrafında evladım, akıllı ol diyen bir Allah'ın kulu yok mu?

Lincoln faciası kesmedi mi, peşine bir de Koller'i ekledin. Çeviksin çevik olmasına da buna bir de zekayı ve ahlakı eklesen tadından yenmeyeceksin.

Yahu ne kadarda çok dil biliyorsun sen böyle!

Şansın Dönsün Be Çocuk


Milli takım kadrosu açıklandığında, nöbete çağırıldı dediydik, cidden de nöbet tuttu bir çok maçta. 'Hayırlı nöbetler Selami Abi' dediydik; çok hayırlı oldu tuttuğu nöbet.
Allah yolunu ve bahtını açık etsin, nöbetçi genç! Semih.

Dilerim 'Dede' ile birlikte senin de şansın dönsün be çocuk!

Tencerenin Dibi


Turnuva sona erdi. Euro 2008'in şampiyonu İspanya oldu. Futbolun hücumda ve savunmada hakkını verdiği söylenen ekip finalde de çok keyifli bir futbol sonrası Almanya'yı devre dışı bırakıp 44 yıl sonra kupaya uzandı.

Bu bilgilendirmeden sonra asıl konuya geliyorum; Turnuvanın bizim için başlangıç maçı olan Portekiz müsabakasının sonunda tüm spor yorumcularının ortak paydada buluştuğu kötü oyun ve kötü takım kurgusuyla 2-0 yenildik. Spor medyasının işinin ehli insanları haklı olarak eleştirilerini, değerlendirmelerini falan yaptılar. Buraya kadar herşey normal şartlarda mutedil seyretti.
Ardından yapılan yanlışlardan dönülen bir İsviçre maçı; puan ve galibiyetle umutları yeşerttik. Ne olduysa ondan sonra oldu hatırladığım kadarıyla; Fatih Terim basının karşısına çıktı ve 'analar futboldan anlamaz' gibi veciz bir laf etti. Kılıçlar kınından çekildi, kalkanlar siper edildi. Karşılıklı gerginliği tetikleyici bir dizi cümleler akabinde basının savunma çabası derken, her iki tarafta karşılıklı ben burnumu daha çok boka sokarım kabilinden atıp tutmaya başladı.

Terim'in söylediğine göre basından birileri futbolcu annelerini arayıp bir takım sorular falan sormuşlar yani belden aşağı vurma operasyonu kıvılcımlarını çaktı. Fatih Terim geri kalmadı ben daha sert vururum dedi. Bir gerginlik bir sinir harbi gazetelerde gün be gün kendini gösterdi.

En çok birlik beraberliğe, sinerjiye, moral motivasyona ihtiyaç duyulan dönemde büyük bir ego harbi patlak verdi. Sonrası uzadıkça uzadı; vay efendim, analar futboldan anlardı anlamazdı derken dönülen yanlışlar ve odaklanılan futbol milli takımımızı yarı finale kadar taşıdı.

'Anneler futboldan anlamaz' kısmında Fatih Terim'e katılıyorum. Ancak söyleme biçimi, yeri ve zamanı konusunda ciddi çekincelerim var. Birisi çıktı futbolcu olan annelerden falan bahseden bir paragraf yazdı. Dünya üzerinde 6-7 milyar insan var varsayalım yarısı bayan ve doğal olarak anne, e hesaplayın bakalım; örneklemesi yapılan futbolcu bayanlar yüzde kaçı oluşturuyor. Eğer futboldan anlamak, penaltının, taçın, ofsaytın ne olduğunu bilmekse ben de hocalık yaparım şahsen.

Ayıp oldu, cidden çok ayıp oldu. Anneleri bu işe karıştırmak ve karıştıranlara çanak tutmak çok büyük ayıp oldu.

Tencere dibin kara; e, seninki benden de kara!!!

26 Haziran 2008 Perşembe

Sarı Mercedes

26 Haziran 2008 Perşembe 0
Çocukluğumda traktörü olanları çok zenginler sanırdım. Bizim traktörümüz olmadığından hayıflanırdım.

Bizim öküz arabamız vardı. 2 çift öküzün koşulduğu, etrafı metal bir çemberle çevrelenmiş tahtadan iki tekerlek, kare şeklinde bir gövde, gövdeden öküzlere doğru ters v şeklinde uzanan ahşap bir manivela ve tabii ek aparatları; boyunduruk, ipler, yularlar vs.

Binerdik üzerine, gıcırdayan bir yolculuk başlardı ağır aksak, yanımızdaki yayalarla aynı hızda; ama uzanarak ama oturarak ama ayakta giderdik köy yollarında...

Güzel Yazılar -1

Almanya - Türkiye Maç Sonu

Tekzip (3-2)

Dün gece Euro 2008 yari finalinde Almanya'ya boyun eğdik. Son dakika golleri, mucizeler, şans vs... Almanya maçında neredeyse hiç şans tanınmıyor gibiydi bize, üstüne o kadar sakat ve eksik olunca bir de.

Yarı final maçında hepsini tekzip eden bir futbol oynadık ama bu sefer son dakika bizim giyotinimiz oldu.

Rıdvan Dilmen'den sonra futbol yorumlarını okumaktan ve dinlemekten keyif aldığım kişilerden birinden bu maçı güzel anlatmış bir yazıyı paylaşıyorum.


Yüreğinize Sağlık

Sadece Ballack cezalıydı finalde.. Bütün Alman basını Brezilya’ya kaybetmeyi ona bağladı ve 2002 Dünya Kupası’ndaki ikinciliği başarı olarak kabul etti.

Volkan, Arda, Emre Aşık, Tuncay cezalıydı.. Nihat, Servet, Emre Güngör, Emre Belözoğlu sakattı. Ve rakip kupanın en büyük favorisi Almanya’ydı.. Stat ise herkesin Almanca konuştuğu Basel’deydi..

Onlar Portekiz’i 90 dakika sonunda elemişler ve bizden bir gün fazla dinlenmişlerdi. Biz ise 3 saate yakın bir mücadele sonrası gelmiştik yarı finale.. Ama gelmiştik..

Bütün dünya bizim son dakika gollerimizi konuşur olmuştu. Hiç kimse erken gol atmamıza, öne geçmemize alışık değildi.. Biz bile! Ama attık..

Oyun olarak rakibimizin çok üstündeydik.. Pas oranımız, kaleye attığımız şut sayısı, top çalma istatistiklerimiz rakipten iyiydi.. Ama kaybettik..

Öne geçtik, yenik duruma düştük, beraberliği yakaladık ama yenildik.. Son dakikada.. Daha önce karşımızdakilere üç kez yaptığımızı bu kez Almanlar bize yaptı.. Ve elendik!

Tribünlerimiz tüm maçlarda gösterdiği coşku, oyuncularımızın terlerinin son damlasına kadar mücadelesi, Terim’in maç sonu bütün Alman kulübesi tarafından alkışlanması, Türk ve yabancı basın mensuplarının takımı ayakta alkışlamaları kaldı bize Euro 2008’den.. Az mı? Bence kazanılacak bir kupa kadar değerli..

Çünkü biz yolun daha başındayız.. Gidecek daha çok yolu olan bir ülkeyiz. Bu takım o ülkenin bir parçasıydı sadece. Tribünlerde Türk forması giymiş İsviçreli bile vardı dün gece.. Yanımdaki Japon gazetecinin beraberlik golünü attığımız andaki şaşkınlığını görmek bile keyifti benim için..

Hayatım boyunca çok maç izledim.. Sevindiklerim, üzüldüklerim, kızdıklarım, ağladıklarım, ayakta sevinç çığlıkları attıklarım oldu.. Ama kaybedilen hiçbir maç sonrası dünkü kadar gurur duymadım tuttuğum takımla..

Dün spor yazarı değildim. Kimin nasıl oynaması gerektiğini maç öncesi analizlerde bıraktım.. Maçı bir taraftar havasıyla seyrettim. Yüzlerini ay-yıldızla donatan taraftarlarla birlikteydi yüreğim.. Ne Rüştü’nün boşa çıkışı koydu bana, ne Almanlar’ın sakatlanan Kazım yerde yatarken son golü atışı..

Mutlu bir şekilde gidiyorum Viyana trenine.. Finalde takımımız olmayacak, ama finallerin en unutulmaz takımı olduk çoktan.

Herkesin ayağına, emeğine, yüreğine sağlık!

Altan Tanrıkulu (26.06.2008 - Hürriyet)

25 Haziran 2008 Çarşamba

Çocukluğumun Gölgeleri Var Bu Köyde

25 Haziran 2008 Çarşamba 0
Tangal'a giriş tabelası benim için Sinop'un başladığı yerdir. Çocukluğumdan izler vardır bu tabela ile girilen köyde. Boyabat sapağından sonra döne kıvrıla, yokuşu bol, virajlı, sağda ve solda yer yer uçurumlarla dolu uzun bir yolu geçerek gelinir bu tabelaya.

Sonrası ahşap bir yalnızlık; kırık camlı, döküntü, yığma tuğlalı terkedilmiş evler. Köyü bırakmış gitmiş herkes.

Tam 10 yıl olmuştu gelmeyeli. 10 yıl evvel biraz daha kalabalıktı. Bir 10 yıl sonra acaba nasıl olacak?

Köyün Sinop çıkışına yakın bir yerde kahvehane var. İçinde toplasan çıkarsan aynı anda 9-10 kişi falan ancak oluyor. 1 tanesi zaten yandaki bakkalı işleten kuzenim 1 de kahveyi çekip çeviren diğer kuzenim. Geriye Tangal - Sinop arası çalışan minibüslerin mola için durmalarını sayarsak 2 de öyle düştük.

1979 - 80 yıllarını babaannemle birlikte geçirdiğim, altında bir berber (kuzenim) bir de bakkal (amcam) olan bu ev boş duruyor. Babaannem 1985 te göçeli beri bir iki defa kiraya verilmiş ama; şimdi köyde evi kiralayacak kimse de yok; yalnız, bir başına; eve gidip geldiğimiz yokuşlu, taşlı-topraklı kısa geçiş yolu bile boyumca otlarla çevrili.

Kilit vurulmuş, bütün evlere, dükkanlara; Tangal'da, hayata kilit vurmuş herkes, şehre göçetmiş; Sinop, Samsun, İstanbul, Ankara...

Köyde 3 gün geçirdim, 2 tane köpek gördüm; biri de bu resimdeki Coni idi. Muhtar amcamın köpeği. İtler bile göçtü zağar.

... Ve çocukluğumun, tereyağa bulanmış ellerle ineklerin peşinde koşturduğumuz günlerini hatırlatan yeşillikler ve o yeşilliklerin gerçek sahipleri.

Otobüsün camına dayayıp başımı köyü seyrederim, geçene kadar bu tabelayı. Tabeladan sonra Sinop'da biter, İstanbul başlar uzun yollar boyu...

Aç Bir 70'lik


Fenerbahçe'nin yeni hocası Luis Aragones oldu. Zamanında Galatasaray'a getirilen ve sezon bitmeden görevini bitiren! Feldkamp'ın yaşıyla ilgili bir hayli geyikler dönmüştü. Biz 4 yaş daha gencini bulup getirdik ama Aragones ismi gündeme düştü düşeli, dede aşağı dede yukarı bir çok gazetede başlık yada yazılar görüp inanmamaya çalışıyordum. Haberi GS lı bir arkadaş ile paylaşınca başlıktaki cümleyi kurdu. Güzelde oturdu yerine bu cümle.

Ne diyelim hayırlı, uğurlu olsun. İstikrar istikrar diye diye 2 yılda bir hoca değiştiriyoruz -üstelik başarısız da değiller bakıldığında- acaba diyorum bu kadar istikrar diye tutturmasak tuttuğumuzu hoca diye 6 ayda bir getirecekmiyiz.

Neyse Aragones'e dönelim. Biraz geçimişini inceledim, öyle aman aman büyük başarıları yok gibi. En güncel başarı İspanya ile 2008 yarı finali şu anda. Belki final ve kupaya uzanacak.

Hakkında ırkçı yaklaşımları olduğuna dair söylemler var.

En iyisi mi; GS lı arkadaşın dediği gibi, açın bir yetmişlik kadehler önünüzde hazır dursun.

Kesin içeceksiniz nasıl olsa; ya keyiften ya kederden.

23 Haziran 2008 Pazartesi

Ker'kene'zler

23 Haziran 2008 Pazartesi 0

Bir dönem deli dana hastalığı çıktı; kırmızı etten uzak durmak gerekiyordu. Sonra kuş gribi, bu sefer beyaz et korkulu rüya haline gelmeye başladı. Tavuklar imha edildi.

Şimdi Kırım Kongo 'Kene'meli Ateşi diye bir hastalığın pençesine düşmeye başladı insanoğlu. Yıllardır 'kene gibi yapıştı bu ya' cümlesinden ibaretti keneler hayatımda, bir de; köyde davarın, sığırın orasına burasına yapışan keneleri bilirdim, tutar elle, söker atarlardı.

Ama artık keneler yapıştığı yerde kanı emmekle kalmıyor, üstüne bir de zehirini akıtıp insan hayatını tehdit ediyor. Dağdan bayırdan, bağdan bahçeden korkar olduk. Piknikler ve doğayla içiçe yaşanacaklar artık keyif yerine korku salıyor.

Sırada ne var kimbilir? Allah sonumuzu hayrede!

Ezber Bozanlar


Aceto da 'Euro 2008'i Kim Kazanır.' başlığı altında bir post vardı. Hırvatistan - Hollanda finali öngörülmüştü. Onu görünce aklımdan Türkiye - Rusya finali geçti. Aklımdan geçen gönlümden de geçiyor aynı zamanda yani Türkiye'nin finale çıkması hatta kupayı da alması arzumuz, temennimiz. Rakip Rusya değil de İspanya olur belki de. Bunu yazarken NTV de yorumları dinliyorum; anladığım kadarıyla İspanya - Almanya ağır basıyor teknik yorumları gözönünde bulundurunca.

Ama ezber bozuyoruz başından beri.

Susturucular

22 Haziran 2008 Pazar

"Atarsa 'Semih' Atar"

22 Haziran 2008 Pazar 0

Euro 2008 kadrosu açıklandığında, Semih için nöbetçi kral yazdıydık. Çok da yanılmamışız. Dört maçın birinde ilk onbirde idi. Diğerlerinde sonradan girdi ve sonradan girdiği maçlarda gol attı. Turnuvada penaltı dahil 3 golü oldu. Çok zor görünse de, gönlümden ligde olduğu gibi turnuvada da gol krallığını alması geçiyor.

Milli takımın başarısı çok mutlu ediyor. Semih ile de gelince goller, daha bir güzelleşiyor herşey.

Mazlumun yanında olmayı seviyoruz.

13 Haziran 2008 Cuma

Haziranın 3. Pazarı

13 Haziran 2008 Cuma 0

15 Haziran 2008, Pazar; babalar günü olarak kutlanacak.

Ben 34 yaşındayım. Akl-ı selim olduktan sonraki yılların, 20 tanesini babamla geçirdim ama bir kez dahi babalar gününü kutlamadım.

Sebepsiz.
Belki unutuldu, belki alışmadık kıçta don durmama haliydi.

Ama hiçbir zaman babamda bunun kırıklığını hissetmedim. İçinde yaşadı belki; beni üzmedi, belki hiç de önemsemedi. Kafası o kadar meşguldu ki, bizlere daha iyi bir hayat yaşatabilmenin mücadelesiyle; belki de hiç aklına gelmedi.

Babam için -7 senedir- artık çok geç olsa da; tüm 'emek veren babaların' babalar günü kutlu olsun.

Huzur içinde yat baba; mekanın cennet olsun.

12 Haziran 2008 Perşembe

"Hadi Ordan, Hadi Ordan"

12 Haziran 2008 Perşembe 0

Sabah işe gelirken börekçiye uğrayıp börek aldım. Radyo açıktı bu esnada ve İbrahim Tatlıses, Fatih Ürek'ten daha evvel dinlemiş olduğum 'Hadi Hadi' şarkısını söylüyordu. Şarkının Fatih Ürek tarafından söylendiğinden de çok geç haberdar olduydum, İbrahim Tatlıses'in söylediğinden de çok geç haberdar oldum.
Güncel magazinel haber konusunda çağı yakalayamıyorum anlaşılan.

Google'dan biraz kurcalayım dedim; neymiş, nasıl olmuş; hem post girip çok kıymetli! fikirlerimi beyan ederim hem de daha fazla bilgi sahibi olurum diye.

Meğer ne kadar önemli, müzikalitesi ne kadar yüksek! bir şarkıymış. Fatih Ürek ile İbrahim Tatlıses birbirine girmişler(!) Hani tiki diye tabir edilen gençlerin ağızlarına persenk ettikleri bir laf vardır; 'oha falan oldum yani'

Bu şarkı için mi, kapıştı bunlar. Ayıptır günahtır yahu. Hadi Fatih Ürek'in müzikalitesi, tarzı bu şarkıyı kaldırıyor da a, İbo sana ne oluyor.

Nerede 'Anılarım, Kral'ın Konseri' nerede hadiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii?!!

A planı, B planı, C planı


Futbol yukarıdaki resimde ölçüleriyle detaylı bir şekilde gösterilmiş adı futbol sahası olan 90*60 lık bir alanda oynanmaktadır. Futbolu ilk icat ettiğinde İngilizler ne kullanıyorlardı bilmiyorum ama yaklaşık 100 küsur yıldır aşağı yukarı bu minvalde ölçülerle oynanıyor olsa gerek. Fifa yada Uefa zaman zaman oyunu güzelleştirmek adına bir takım kurallar, yeni detaylar da ekliyor.

Bizim de yapmamız gereken, dünya üzerindeki futbol oynayan tüm ülkeler gibi bu kurallar ve teamüllere aykırı düşmeyecek şekilde doğru adamları bu alanın doğru yerlerinde özelliklerine uygun bir şekilde konuşlandırarak oynatmak.

Amerika'yı yeniden keşfetmenin çok da manidar bir tarafı olmadığı 135 dk lık süre içerisinde az çok ortaya çıktı. Elinizde un var, şeker var, yağ var. Karnıyarık yapmaya kalkmazsınız herhalde.

E, undan patlıcan, şekerden kıyma olmayacağı kesin. Yapsana helvayı; bizde yiyelim doya doya, sende ye.

10 Haziran 2008 Salı

Söz Vermek; Söylemektir.

10 Haziran 2008 Salı 0

Barış Manço'nun albümlerinden birinde okuduğu Dut Ağacı adlı şiir kıvamındaki parçanın sonunda yaklaşık şöyle bir ifade geçer;

'...İkinci kez söz verdim
Birinciyi tutamamıştım ama
İkinciyi tutacağıma söz vermiştim'

Aslında cümlenin gidişatı açısından 'vermiştim, verdim' diye bitmeli diye düşünüyorum ama derdim dil bilgisi olmadığından üzerinde durmayacağım. Sözler, araştırdığım tüm linklerde böyle geçiyordu. Belki ben yanlış biliyorum diyerek değiştirmeden yazıyorum.

Gelelim asıl meseleye, hepimiz bir şekilde birilerine söz veriyoruz. Çocuk, annesine, kadın kocasına söz veriyor, delikanlı sevgilisine 'erkek sözü' veriyor.

En kolay yaptığımız şeylerden biri söz vermek. En kolay da kaçabildiğimiz sorumluluklardan biri aynı zamanda. Söz vermedim ki, yapacağım dedim diyerek sıyrılmak mümkün işin içinden. Erteleyerek, bugün yarın yaparım diye uzatarak unutturulabiliyor çünkü.

Söz, ağızdan çıkan, cümlelere dökülen ifadenin eylemsel olarak harekete geçirileceğinin taahhüdü gibi kullanılır. Oysa 'söz veriyorum' ifadesinin çok önemli olmadığını düşünüyorum ben. Herhangi bir eylemi gerçekleştireceğini söylemek söz vermektir zaten. Söz vermek, yaparım demektir. Yapmakta sözünü tutmak.

Erkeği de olmaz sözün, söz vermenin cinsiyeti yoktur çünkü. Ataerkil toplumumuzda erkek egemen zihniyetin ürettiği bir taahhüt biçimidir bu. Çünkü aynı toplum 'karı gibi sözünden dönmek' ifadesini de sindirmiştir içine.

Atalarımız 'öl; söz verme, öl; sözünden dönme' demişlerdir. Fakat ya bir şeyler yanlış anlaşılmış ya da uyarımıza geleni sahiplenmek tercih sebebi olmuştur.

Kaçış yolu her zaman aynıdır. Söz vermedim ki; yaparım dedim ama...

Yaparım deyip yapıl(a)mayanlar dönülen sözlerdir.

09 Haziran 2008 Pazartesi

Başlıksız

09 Haziran 2008 Pazartesi 0

Potansiyel


Hayata olumlu tarafından bakmak yada olumsuz tarafından bakmakla ilgili yarım bardak su örneği verilir.

Eğer bir bardak yarısına kadar doluysa ve siz yarısı dolu diyorsanız hayata yada olaylara, artık neye bakıyorsanız iyi tarafından baktığınız söylenir.

Eğer bir bardak yarısına kadar doluysa ve siz yarısı boş diyorsanız kötü tarafından baktığınız söylenir.

Önemli olan bardakta su olması değil mi?

Olta Boş Çıktı


Haydi rastgele diye yazdıydık önceki postta, umutlar beslemiş, hayaller kurmuştuk. Hatta biraz daha ileri giderek Fatih Terim'i eleştirenlere de sitem serzeniş sunmuştuk.

Mağlubiyet bizi 180 derece döndürmüş falan değil. Skora göre seven ve izleyenlerden değiliz elhamdülillah. Fatih Terim'i yine de eleştirmeyeceğim. Sonuçta teknik taktik bilen bir adam değilim.

Görünen köyün kılavuz istemeyeceğini söylemek sanırım yeterli olur. Gerisini futbolu iyi oynayan ve de gerçekten iyi bildiğini düşündüğüm insanlar zaten söylediler NTV ekranlarından.

Cevabını aradığım tek bir soru var; Biz Portekiz'e mi yenildik yoksa ...?

Anladınız siz onu!!!

Allahım Neydi Günahım


... BEN NERDE YANLIŞ YAPTIM?!!

06 Haziran 2008 Cuma

Haydi Rastgele

06 Haziran 2008 Cuma 0

Euro 2008, cumartesi günü (07.06.2008) 19:00'da Çek Cumhuriyeti - İsviçre maçı ile başlıyor. Bizim maçımız aynı gün 21:45 de. Carvalholu, Ronaldolu, Decolu, Pepeli bir Portekiz var karşımızda. Saydığım isimlerin hepsi bu yıl Şampiyonlar Ligi'nde en az çeyrek final, yarı final, final görmüş ve kupayı kaldırmış isimler.

Fatih Terim'in seçimleri eleştirildi. Hazırlıklar sonrası takımdan çıkartılanlar eleştirildi. O eleştirildi, bu eleştirildi. Ülkece yaptığımız en kolay şey; eleştirmek hatta bokunu çıkartıp suçlayıcı, yargılayıcı tutumlar sergilemek. Hatta daha da uzatıp işin boyutunu Fatih Terim'i sevmediği için milli takımın başarısına 'istemezük' diyebilmek isteyenler. Diyebilmek isteyenler dedim; çünkü varolan yarım ağızlı bir istemezük durumu aslında, milli takım sevgisi ile Fatih Terim sevgisizliği arasında gidip gelenler.

Neyse uzatmaya hacet yok. Allahın izniyle bir iki başarı gelirse onlarda takılırlar benim gibi düşünenlerin peşine, haydi milli takım haydi Türkiye diye...

Ben başarılı olacağız diye düşünüyorum. Başarı kriterim de gruptan çıkmak. Bu kadarı yetmez tabii ama onca olumsuzluk çığırtkanlığı içerisinde gruptan çıkmak da bence başarı olacak. Çünkü Portekiz ve Çek Cumhuriyeti'nin olduğu grupta, bize kendimiz bile şans tanımıyoruz neredeyse.

Ülke nüfusu -burun kıvıranlar olsa da- arkanızda topyekün.

Haydi rastgele!