Şubat 2009 içindeki 62 yayından en yeni 35 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Şubat 2009 içindeki 62 yayından en yeni 35 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

28 Şubat 2009 Cumartesi

Bedava

28 Şubat 2009 Cumartesi 4
fotoğraf bu linkten alındı

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinamaların kapısı,
Camekânlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.

Orhan Veli Kanık

Seslendiren: Müşfik Kenter

Sevdiğim Laflar -22


Bir kadının giyebileceği en güzel giysi, sevdiği erkeğin kollarıdır. Ben öyle bir mutluluğa ulaşamayanlar için moda yapıyorum.

Yves Saint Laurent
(1936 - 2008)
Fransız Moda Tasarımcısı

27 Şubat 2009 Cuma

Hamburg-er

27 Şubat 2009 Cuma 0

Tebrikler Galatasaray. Umarım devamı da gelir. Şimdi rakip Almanya'nın Hamburg ekibi. Bu sezon oldukça iyi bir tempo yakaladı ve şampiyonluğun iddialı ekiplerinden biri durumunda. Ama ben yine de Bayern Münih dahi olsa Alman takımlarının bizim için daha kolay rakipler olduklarını düşünmüşümdür.

Seyirci konusunda deplasmanda da Hamburg'dan geride kalacağımızı düşünmüyorum ya ondandır belki.

26 Şubat 2009 Perşembe

Doğum Günü

26 Şubat 2009 Perşembe 0

Daha evvel ismi didikle diye bir site paylaşmıştım. Bu sefer de karşıma doğum tarihi didikleyen bir site denk geldi. Daha doğrusu bir hediyelik alışveriş sitesi doğum günleri ile ilgili özel bir sayfa yapıp sitesinin içine yerleştirmiş.

Doğum tarihinizi yazıyor ve hesapla butonuna basıyorsunuz; doğum gününüzle ilgili ne kadar gerekli-gereksiz bilgi varsa pat diye dökülüyor önünüze. Burçlar, burçdaş ünlüler, burç yorumları, olaylar, sizinle aynı tarihte doğan insanlar, doğum gününüzle bağlantılı bir çok şeyi görebilirsiniz.

İşte linki de burada...

25 Şubat 2009 Çarşamba

Kaçıncı İmparator?

25 Şubat 2009 Çarşamba 1

Bülent Korkmaz bugün bir basın toplantısı yaptı. Büyük bir kısmını Ntvspor'da izledim. Heyecanlı ama kendinden emin, mütebessim ve pozitif bir görüntü içerisinde soruları yanıtladı. Açıklamalarda bulundu.

Hatta iddialı sözler bile söyledi. Mevcut kadroya yapılabilecek bir kaç takviyeyle Avrupa'da, Uefa yada Şampiyonlar Ligi'nde final oynamak yada kupayı kaldırmaya yönelik içsel temennilerini dışa vurdu. Taraftar unutur belki ama basın kesinlikle unutmaz ve yarın olası bir başarısızlıkta sokar gözünün içine.

Umarım başarılı bir süreç geçirir. Evvelki postta da aynı temenni de bulunmuştum. Ve umarım ilk basın toplantısında yaydığı elektrik daim olur. Ama başarıların gelmesi, yine umarım ki bilmem kaçıncı bir imparator olmasına sebebiyet vermez; memlekette yeterince imparator ve 'ali kıran baş kesen' var çünkü!

Meral Okay


Kanal D'de yeni bir dizi başladı pazartesi günü. Bir Bulut Olsam adlı dizinin ilk bölümünü gecikmeli de olsa izledim. Sanırım devamını da izleyeceğim çünkü güzel bir dizi olduğunu düşünüyorum. Dizi ilk bölümü itibariyle ve konusuyla keyif verince biraz internette baktım yöneteni kimdir, yazanı kimdir diye. Yönetmen aklımda kalmadı ama senaryonun altında Meral Okay imzasını görünce devamı içinde bir hayli umutlandım.

Başrol oyuncuları da daha evvel izlediğimiz dizilerden tanıdık bildik genç simalardan oluşuyor. Velhasılı kadro güzel. Filmin reklam fragmanlarında 'Üryan Geldim Üryan Giderim' çalıyordu sürekli. Türkü de, filme içimi ısıtan bir başka etken oldu.

İzleyelim bakalım, Mardin'e gelen doktor Güzelyurt'ta neleri değiştirebilecek, düzenle nasıl savaşacak, sonuç alacak mı yoksa 'eski köye yeni adet olmaz' diyenler mi kazanacak?

Ağzı Olan Konuşuyor!


THY uçağı Hollanda'da havalimanına 500 metre kala düştü. Bugün öğleye yakın saatlerde gerçekleşen uzak kazası ile ilgili tek tutarlı, çelişkisiz bilgi bu oldu. Bir de uçakta mürettebat dahil 134 kişinin olduğu. Onun dışında sürekli farklı rakamlar, yaralılar, dilim varmıyor ama ölüler, ağır yaralılar zikredildi.

Üstüne bir de tuz-biber olacak şekilde uçağın düşme sebebi olarak 3 farklı iddia ileri sürüldü.

- Uçak motorlarından birinin yol da düştüğü ve bunun sebep olduğu
- Yakıt yetersizliğinin sebep olduğu
- Ehil olmayan acemi bir pilot (eğitim aşamasında olan) tarafından kullanıldığı yada indirmeye çalışıldığı

En son Airport TV ve Kanal D'de takip ettiğim kadarıyla hala bu dedikodular vardı ve rakamlar bir kanalda farklı diğerinde farklıydı.

Hadi rakamlarla ilgili netlik elde edilmemiş olabilir, resmi kayıtlara hemen ulaşılmamış olabilir. Ama üstte iddia edilen 3 tane sebep nasıl, kim tarafından üretiliyor.

Topluma saygınız yok mu, uçakta bulunan mürettebata yada uçakta bulunan insanların yakınlarına saygınız yok mu?

Ne diye insanları gerersiniz, canını sıkarsınız anlamıyorum, anlamayacağım... Memleketimde mabadından konuşmak adet olmuş gidiyor.

Allah, varsa; ölenlere rahmet, yakınlarına sabır ve yaralılara acil şifalar versin. Mabadından konuşmayı sevenlere de akl-ı selim nasip etsin.

... Seninki Benden Kara!


Ülke magazin gündemi son bir kaç gündür, İbo Şov'da olan bitenlerle ilgili oluşuyor. Tatlıses'in davranış biçimi eleştirilirken Yıldız Tilbe'ye hak veriliyor. Yıldız Tilbe'yi eleştirenler de vardır muhakkak.

Netice itibarıyla, al birini vur ötekine durumunun hakim olduğu iki kişi arasındaki diyalogda topluma mal olmuş iki ismin yer alması yurdum insanını da bağlayıcı özellik barındırıyor.

Elimizi tutamayıp biz de yazdığımıza göre ilgisiz kalamadığımız aşikar. Ama gerçek şu ki; memleketin onca derdinin, tasasının içinde devede kulak mevzuunun ötesine geçmemesi gereken bir konunun hala gündemde olması ve hatta Can Dündar tarafından Ntv'deki programında bile konuya yer verilmesi abesle iştigal diye düşünüyorum.

Velhasılı; ötesiyle berisiyle, ortada, bir 'tencere dibin kara seninki benden kara' durumu mevcut.

Köye Kurt İndi!

Bu klip dosya olarak e-posta ile gelmişti. Ancak dosyada bir mail grubu reklamı içerdiği için Youtube'da arayıp buldum ve sayfaya ekledim. -herkes artık Youtube izleyebiliyor sanırım- Neyse sadede geleyim.

Klibi izleyince beni bir 30 sene evveline götürdü. Rahmetli babaannem ile köyde kaldığım zamanlardan biriydi. Beraber, yine rahmetli olan, dedem ve anneannemin köyüne gitmiş hatta yatıya da kalmıştık. Sanırım kış zamanları idi; ayının, kurdun, tilkinin köylere inmeye en çok cesaret ettikleri zamanlar olsa gerek. Gece babaannemle birlikte yatmıştık.

Herkesin, uykusunun en derinininde olduğu bir anda acayip bir kükreme sesiyle uyandım. Tabi çocuk aklı, ayı kükrer mi, kurt ulur mu pek ayırdına varacak bir yaşta olmadığımdan bir hayli korkmuştum. Yorganın altına başımı da dahil edip titreyerek ve alta kaçırmaya müsait bir şekilde, sesin nereden geldiğini algılamaya çalışırken aslında bunun köye inen bir vahşi hayvandan ziyade rahmetli dedemden gelen horlama sesi olduğunu idrak etmiştim.

Korku dolu o anlar hâlâ aklımdadır. Ne zaman horlama konusu geçse ben de bir fasıl bu hikayeyi geçerim.

Son

Gecenin 03'ünde Kanal D'de denk geldi. Levent Kırca'nın Olacak O Kadar'dan sonraki projelerinden biri ve ilk yönetmenlik denemesi; 2001 yapımı, Son.

Tek tek bakıldığında tiyatro ve sinema dünyasının hatırı sayılır isimleri var filmde. SinemaTürk'deki bilgilere göre 2002'de gösterime giren film, 19 hafta vizyonda kalmış ve 700 binin üzerinde gişe yapmış.

Evvelki çalışmalarında genelde başarısız olmuş sinemacı bir arkadaş grubunun son umutları olan yeni film projesi üzerine kurgulanmış bir hikaye. Çekilmeye çalışılan filmde eski klasik Türk filmi konuları işlenirken ekonomik ve teknolojik imkansızlıklar ve bu imkansızlıklara karşı sinema aşkıyla nasıl mücadele edildiğinin örnekleri var.

Özetle diyebilirim ki; boş bir anınızda, yapacak önemli bir şeyiniz yoksa yani yokluk içerisinde varlık olarak izleyebilirsiniz. Levent Kırca hem yönetmiş hem de oynamış ve filmin en büyük tatlandırıcısı da kendisi olmuş.

24 Şubat 2009 Salı

Dedikodu

24 Şubat 2009 Salı 3

Kim söylemiş beni
Süheylâ'ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni'yi öptüğümü,
Yüksek Kaldırım'da, güpegündüz?
Melâhat'i almışım da sonra
Alemdara gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya bir de Galataya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
Ya o, Muallâ'yı sandala atıp,
Ruhumda hicranın'ı söyletme hikâyesi?

Orhan Veli Kanık


23 Şubat 2009 Pazartesi

Sıra Kimde?

23 Şubat 2009 Pazartesi 2

4 büyüklerden üçünün taraftarları, gidiyor - gitmiyor diye papatya falları açmaya başladığından beri, ilk piyango Beşiktaş'a vurmuştu. Ertuğrul Sağlam gönderildi. Sonra kimin sabır taşı çatlayacak diye beklemeye koyulduk hep beraber. George Hagi'nin de seyrettiği bir maç sonrasında kendi evinde lig sonuncusundan 5 gol yiyen Galatasaray'da, yayıncı kuruluşun sık sık Hagi'yi ekranlara getirmesi, herkese bir acaba dedirtti muhakkak. Ama Galatasaray sağ gösterip sol vurmuş gibi oldu.

İkinci sabır taşı Ali Sami Yen'de çatladı ve yeni hoca Bülent Korkmaz oldu. K. Erciyes'te iken takip etmeye çalışır ve başarılı olmasına sevinirdim. Sonra nereye gitti, ne yaptı bilmem ama umarım Galatasaray'da başarılı olur. Bu arada bir şeyi itiraf edeyim; bunu Galatasaray için değil Türk futbolu ve futbol adamları için temenni ediyorum.

Anlaşılan en sabırlısı Fenerbahçe. İstikrar uğruna sabır taşını çatlatmadan daha ne kadar taşıyacaklar merak ediyorum.

Papatya falları devam ediyor Fenerbahçe için; Aragones, gidecek - gitmeyecek, gidecek - gitmeyecek, gidecek - gitmeyecek, gidecek - gitmeyecek, gide...

Hâlâ!!!


Evet hâlâ;

Alamadığınız ayakkabı için üzülüyor musunuz?

Kolunuza takamadığınız çanta için mutsuz musunuz?

Gidemediğiniz restoran için hayıflanıyor musunuz?

Kaçırdığınız konser için kahroluyor musunuz?

Alt alta o kadar çok şey eklenebilir ki!!

Yahu hâlâ şükredemiyor musunuz?

Ne zaman şükredeceksiniz?

'Hayatta muteber bir nesne yok devlet gibi; olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi!' sözü herhangi bir şey anımsatıyor mu?

Vadeniz geldiğinde şükretmek için çok geç olacak!

Hadi,

Aldığınız nefese, gördüğünüz güne, basabildiğiniz zemine, tutabildiğiniz ele, koklayabildiğiniz çiçeğe, duyabildiğiniz sese...

Şükredin...

22 Şubat 2009 Pazar

Bu Vatan İçin Veren de Vermeyen de...

22 Şubat 2009 Pazar 3

Bu sabah, Hürriyet'in internet sayfasındaki üst başlıklardan bir tanesi idi; Vatan için yatarmısın!
2 tane muhter(ş)em haberci arkadaş üşenmemişler, kadınlardaki vatan sevgisinin birisiyle yatmak boyutlarında olup olmadığını ülke sınırları içerisinde araştırmışlar.

Haberin kaynağı, aslında İsrail imiş. İsrail Dışişleri Bakanı olan bayana; 'İsrail için biriyle yatar mısın?' diye sorulmuş, o da; 'bilemiyorum' diye cevap vermiş.
Güya bu da; güzel coğrafyamın müstesna insanlarından bazıları arasında çok ciddi tartışma boyutlarına gelmiş. Resimde görülen Yeliz Yeşilmen, entellektüel birikimi çok yüksek olan ve bu konu hakkında da görüş bildiren önemli fikir insanlarımızdandır.

Yıllar evvel Tevfik Fikret; 'Vatan için ölmek de var; ama borcun yaşamaktır.' demişti. Hürriyet'in haberine göre bu entellektüel tartışma sonrasında 'vatan için vermek de var' gibi bir tespit ortaya çıkacak herhalde!!!
Erkeklerimiz vatan için ölecek, kadınlarımız vatan için verecek!!!

Ülke basınının lokomotifi, şimendiferi, dört çekeri, amiral gemisi, bu çok önemli konuya işte burada parmak basmış !!!
Vatan sevgisini ve vatana hizmeti de kadınların kukusuna kadar indirgedik ya!
Vallahi bravo!

Sanki Herkes Sivas'a Çalıştı.


21. hafta yaklaşık 45 dk evvel fecaat bir maç skoruyla sona erdi. Ligin son sırasındaki Kocaelispor, Galatasaray'ın çok rahat kazanacağı düşünülen maçta, üstelik Ali Sami Yen'de farklı bir skorla kazandı. (2-5)

Sivasspor galibiyet serisini ve liderliğini devam ettirdi. Üstelik Trabzon'a 3 puan ve diğer büyüklere 6 ile 8 puanlık farklar atarak liderliğini perçinledi de. Saraçoğlu'nda Fenerbahçe'yi de geçerse bu işi tamamına erdirmek için çok büyük bir aşama kaydetmiş olur gibi geliyor bana.

Orada, Bir Köy Var Uzakta!

2. ile Aramızda 5 Puan Var, Bir de Sivas Kaybederse!


Gençlerbirliği: 1 Fenerbahçe: 0

Maç sonrası soyunma odasına giderken Semih ve Uğur pek iyi şeylerden bahsetmiyorlar sanırım. Mehteran Takımı misali 2 ileri 1 geri nereye varacak bunun sonu bilinmez ama benim sıtkım sıyrıldı artık.


Yöneticilerin çıkıp saçma sapan şampiyonluk hesaplamaları yapmaları beni sinir ediyor. Yok 3 puan kalmış, yok 5 puan varmış, daha çok hafta varmış, Sivas daha maçını oynamamış mış mış mış. Bazı taraftarlar da gündelik başarılara ve yurt içinde alınan bir şampiyonluk başarısına o kadar kanaatkar ki hayretler içindeyim.


Yahu takım futbol oynamıyor, tribüne seyirci gelmemeye başladı, kimse gönül rahatlığıyla oturup Fenerbahçe maçı seyredemiyor, lezzet yok takımın futbolunda, sisteminde artık ne haltsa eksik olan... Yöneticiler şampiyonluk için puan hesapları yapıyorlar hala. Taraftar da salak ya! Hala şampiyonluk umudumuz var diye mutlu olacak. Şu popülist yaklaşımları bıraksınlar artık at gözlüklerini bir zahmet çıkarsınlar, gitsin yahu şampiyonluk bu futbolla gelecekse hiç gelmesin. Birbirinden beter takımların arasından sıyrılıp kötünün iyisi olarak şampiyon olunacaksa...


Beni kesmez. Kesen varsa, buyursun istediği kadar kutlasın şampiyonlukları... Ben heyecan, güzel futbol, bol gol, rakibine basan, bayıltan, maça çıkarken; ulan bu hafta kaç gol atarız acaba hesapları yaptıran bir Fenerbahçe izlemek istiyorum; içeride de, dışarıda da!


Hastalıktan herhalde, ateşim mi çıktı acaba!

Sevdiğim Laflar -21

fotoğraf bu linkten alındı

Güzel olan, sevgili değil; sevgili olan güzeldir.

Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828 - 1910)
Rus Yazar, Filozof

Zavallı Burnum!


Üzerinize afiyet diye başlanır değil mi? Yurdum insanının kendi hastalığından bahsetmeye giriş yöntemi genel olarak böyledir. Karşı tarafın bir sağlık sorunu yaşamaması temennisiyle kendi hastalığı hakkında açıklama yapar benim güzel coğrafyamın insanı.

Evet. Üzerinize afiyet şifayı kapmışız. Cuma akşamı kurs dönüşü başlayan hafif halsizlik ve ateş ile desteklenmiş vücut kırgınlığı iki gündür çöreklendi üstümüze. Allah'tan yatağa düşürecek kadar sert geçmiyor. Hapşırmaktan ve bir çeşme misali çalışan burnumla uğraşmaktan sıkıntı geliyor en çok. Tabi tıkanıklık ve nefesi etkilemesi de cabası.

Geçmişteki benzer hastalık tecrübelerimizle birlikte edinilmiş ilaçlar ve dededen-nineden kalma bitkisel destekli çözümlerle şifa bulmaya çalışıyoruz. İyi ki, evdeyiz. Bir de çalışıyor olsaydık rezillik; izin alacak kadar sert değil, çalışacak kadar da rahatlık vermiyor.

Neyse, öyle işte. Üzerinize afiyetler ola...

21 Şubat 2009 Cumartesi

Hümanizma

21 Şubat 2009 Cumartesi 0

"Sevgidir türkümün rengi yüksek sesle söylüyorum; uçuruma çiçek attım, yankısını bekliyorum."


Fatih Kısaparmak / Hümanist

Not:
http://muzicons.com/ çalışsaydı eğer; şarkıyla da destekleyecektim postu, ama kısmet değilmiş. Sevgi ve kardeşlik üzerine söylenen en baba şarkıdır diye düşünüyorum. Fatih Kısaparmak'ın Kilim'den sonra en sevdiğim şarkısıdır aynı zamanda.

Sorun altedildi nihayet, işte buradan dinleyebilirsiniz;

20 Şubat 2009 Cuma

Erkeklere Zayıflama Teknikleri

20 Şubat 2009 Cuma 2


Kilolarından şikayetçi adam zayıflamak için bir şirketle irtibata geçmiş Ertesi günü sabah kapısı çalmış, açınca bir de ne görsün! Karşısında 20 yaşlarında dünya güzeli, sportmen ve üzerinde giysi olarak bir çift Nike ayakkabı bulunan bir kadın!!! Kadın kendini tanıtmış, zayıflama şirketinden geldiğini söylemiş, sırtını dönüp koşmaya başlamış, sırtında bir etiket varmış, 'yakalarsan seninim'. Adam kızın arkasından koşmaya başlamış, kilometrelerce koşmuş, kan ter içinde kalmış ama kızı ormanda yakalamış ve beraber olmuş.

Programın dördüncü günü adam gerçekten de 5 kilo zayıfladığını görmüş.
Şirketin zayıflatma metodunu çok beğendiğinden ikinci bir programa kaydolmuş, '5 günde 10 kilo'. Ertesi günü yine kapısı çalınmış, karşısında daha da güzel genç bir kadın, üstelik üzerinde bir çift Reebok ayakkabıdan başka bir şey yok ve sırtında yine bir etiket, 'yakalarsan seninim'.
Adam yine canını dişine takıp kadının arkasından koşmuş ve kilometreler sonra yakalamış. Programı tamamlamış ve altıncı gün hakikaten 10 kilo daha verdiğini sevinçle görmüş.

Bu defa, şirketin '10 günde 20 kilo' programına kaydolmak istemiş ama şirket yetkilisi uyarmış, 'emin misiniz, bu program gerçekten çok zor bir etaptır'. Adam ısrar etmiş, bütün zorluklara katlanacağını söylemiş. Ertesi gün kapısı çalmış, heyecanla koşup açınca karşısında iri yarı sportmen genç bir adam görmüş. Üstelik adamın üzerinde sadece koşu ayakkabıları varmış, önünde de bir etiket;

Yakalarsam BENİMSİN!


19 Şubat 2009 Perşembe

Faideli Bilgiler (1)

19 Şubat 2009 Perşembe 2

*Kaybolanın imdadına '112' yetişiyor*


Türkiye'de iki hafta önce herkesin yüreğini burkan talihsiz bir olay yaşandı. Uludağ'da kayak yaparken yolunu kaybeden gencin donarak hayatını kaybetmesi, bütün ülkeyi üzüntüye boğdu. Cep telefonundan ailesi ve arkadaşlarını aramasına rağmen kayıp gencin yeri ancak 10 saatte tespit edilebilmişti. Sinyal takibi için savcıdan izin alma mecburiyeti, gecikmeye gerekçe gösterildi. Ancak bütün bunlar yaşanmayabilirdi. Çünkü anında adres tespiti yapılmasına imkan tanıyan bir sistem var. Ama bilinmediği için kimse faydalanamıyor.

Herhangi bir sebeple 112 Sıhhi İmdat, 155 Polis İmdat veya 156 Jandarma İmdat'ı sabit hat veya cep telefonuyla ararsanız iki dakika içinde bulunduğunuz nokta belirleniyor. Üstelik savcı izni gibi bürokratik engeller de yok. Buna imkan tanıyan düzenleme 3 ay önce yasalaştı. 10 Kasım 2008'de yürürlüğe giren Elektronik Haberleşme Kanunu'nun 31. maddesi, acil numaraları arayan kişiye ait yer tespit bilgisinin, telefon operatörleri tarafından ilgili birime anında aktarılmasını öngörüyor.

Yani Uludağ'da kaybolan Ümit Özgen (21), arkadaşları yerine 112'yi arasaydı, daha çabuk kurtarılabilirdi. Telekomünikasyon Kurumu, konum belirleme imkanının kaybolan kişilerle sınırlı olmadığını vurguluyor. Yangından sağlık sorunlarına, trafik kazasından gasba kadar hangi sebeple olursa olsun acil numarayı arayan herkese çok kısa sürede ulaşmak mümkün. Bunun için şu numaralardan birini çevirmek kafi: 110 Yangın İhbar, 112 Sıhhi İmdat, 151 Kıyı Emniyeti, 155 Polis İmdat, 156 Jandarma İmdat, 157 İnsan Ticareti Mağdurlarına Yardım ve İhbar Hattı, 158 Sahil Güvenlik, 159 Alo Karayolları, 168 Türk Kızılayı ve 177 Orman Yangın Hattı.

Acil aramalar konusunda gündemdeki bir başka proje ise Amerika'da uygulanan tek numara sistemi. Bütün yardım ve ihbar hatlarının 112'de birleştirilmesi planlanıyor. Sistem ilk Antalya'da devreye girecek. Başarılı olunursa ülke geneline yayılacak.

5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 31.madde son fıkrası aşağıdaki gibidir: "(4) Ankesörlü telefon hizmeti kullanıcıları da dahil olmak üzere, kamu kullanımına açık telefon hizmetinden faydalanan kullanıcılar, herhangi bir ücret ödemeden 112 ve Kurumca belirlenen diğer acil çağrı numaralarını çevirerek acil çağrıya cevap vermekle yetkili kuruluşa erişme hakkına sahiptir. Kurumca belirlenen esaslar çerçevesinde işletmeciler ücretsiz olarak, kullanıcıların 112 acil çağrı numarasına ve Kurumca belirlenebilecek diğer acil çağrı numaralarına sunmakta oldukları hizmetin kapsam ve kalitesine uygun olarak erişimlerini sağlamak ve acil yardım talebinde bulunan kullanıcıların yerlerini tespit ederek ilgili kuruluşa bildirmekle yükümlüdür."

Faideli Bilgiler (4)


1) ULUSLARARASI ACİL NUMARA:
Eğer telefonunuz kapsama alanı dışındaysa ve acil bir durum var ise, 112'yi çevirin. Varolan herhangi bir network bulunup, yardım isteyebilirsiniz. Daha enteresanı, tuş takımınız kilitli olsa dahi, 112 çevrilebilir.

2) EĞER UZAKTAN KUMANDALI ARAÇ ANAHTARINIZI ARACINIZDA KİLİTLİ UNUTURSANIZ :
Aracinizin yedek anahtari baska birinde varsa, aradaki mesafe ne olursa olsun, o kisiyi cep telefonunuzla arayin. Aracinizin kapisina 25- 30 cm uzakta cep telefonunuzu tutun, karsi taraf da yedek anahtarin acma dugmesine(cep telefonuna yakin bir mesafede tutarak) basin. Kapiniz acilacaktir ve Bagaj icin de gecerlidir.

3) GİZLİ PİL GÜCÜ :
Eger cep telefonunuzun pil seviyesi çok düsükse ve acil bir telefon bekliyorsaniz; Nokialar, rezerve pile sahiptir. *3370# tuslarına basarak, telefonunuzu, rezerv pille çalisir hale getirebilirsiniz. Cihaziniz pil seviyesinde %50 artis gösterecek ve telefonunuzu sarj ettiginizde, rezerv piliniz de tekrar dolacaktır.

4) 444 0 911
Turkiye'deki tum hastaneler ayni numarada birlesti.Acil durumlarda 444 0 911 numarali telefon hattini arayan vatandaslar, en yakin hastaneye en hizli sekilde ulasabilecek, ilgili hastaneden ambulans aninda yola cikacak.Cep telefonundan aranma durumunda ise oturulan sehrin alan kodu ile birlikte 444 0 911 numaralı hat aranacak. Ornegin cep telefonundan (0212) 444 0 911 numarayi arayan vatandas, Istanbul'da, kendisinin bulundugu noktaya en yakin hastaneye en hizli sekilde ulasabilecek.Sabit telefonla aramada ise herhangi bir kod cevirmeden direkt 444 0 911 aranacak. Bu telefon arandiginda kisiye en yakın hastaneden ambulans olay yerine gönderilecek.

Başbakan Lemi


Trabzonspor'un başbakan lakaplı eski futbolcusu Lemi Çelik, CHP'den İstanbul ili Güngören ilçesi Belediye Başkan adayı.

Geçtiğimiz salı İngilizce kursuna giderken Merter'de bir CHP bürosunda resimlerini ve ismini görünce acaba demiştim ama internette bir hayli haber varmış konuyla ilgili.

Hafızam beni yanıltmıyorsa, belediye başkanlığına soyunan ilk futbolcu olacak Lemi Çelik, hatta siyasete bile denebilir mi?

İlklerin adamı olma yolunda ilerleyen Lemi, jübilesinden sonra da Brezilya'da teknik direktörlük yapan yada bu şekilde haberi çıkan ilk Türk futbol adamı olarak tarihe geçmişti.

Linkte geçen habere göre, anlaşırlarsa, Marco Aurelio'nun eski takımı Oleria'da hocalık yapacakmış. Bana çakma haber gibi geliyor çünkü; internette Oleria diye bir takım bulmaya çalıştım ama nafile. 2. lig takımı dahi olsa illa küçük bir haber olur değil mi? Aurelio'nun tersini alıp Oleria yapıp haberi de üstüne çakmışlar sanki? Sadece bu linkte var haber çünkü.

The Duchess

Keira Knightley (Georgiana) ve Ralph Fiennes (Devonshire Dükü) tarafından başrolleri paylaşılan film 18. yüzyıl İngiltere'sinde geçiyor. Çok genç yaşta g.tü tavana vurarak bir Dük ile evlenen Düşes'in, Dük'ün aslında bir düdük olduğunu öğrenmesiyle mutsuzluğa gark olan evliliğinde; politika, içki ve kumar ile teselli bulmaya çalışması, Dük'ü tarafından hizmetçiler de dahil sürekli boynuzlanan ve bir türlü erkek çocuk doğurup Dük'e veliaht verememesi üzerine kurgulanmış bir hikayedir.

Sonra kendisi de Dük'ü boynuzluyor ama koskoca Dük bu, el mi yaman bey mi yaman deyip de... Neyse bu kadar yeter. Belki seyretmek istersiniz. 10 üzerinden 6,5 - 7 derim.

Bu arada gerçek bir hikayeden alınmıştır ve Düşes'in Dük'ünü boynuzladığı adam, üzerinde güneş batmayan bu ülke de başbakan olmuştur.

Karlar Düşse!


1986'da yaşadık kışın en çetinini, benim hatırladığım tabi. Bir de 2004 yılında. İstanbul'da geçen 30 yılda, iki defa adam akıllı kış gördüm, gerisi yalandan oldu hep. Yaza özlem duyanlar var, Mart yaklaştı, baharın habercisi olan ay.

Ama 'Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.' atasözü geliyor aklıma. Ahh keşke baksak kapıdan diyorum için için.

Sevdiğim Laflar -20






Hangi istiklal vardır ki; ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin..!
Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.


Mustafa Kemal ATATÜRK

Etibor


Evvelki bir postta, maillerde geçen sanal tepki platformlarından konu açmışken bor madenleri ile ilgili yıllardır dönen bir mailden bahsetmeden geçemeyeceğim. Ülkemizin bor madeni yatakları açısından ne kadar zengin olduğunu ve borun gelecekte petrolün yerini alabilecek güçte bir tabii kaynak olarak önemini anlatan bu mailde önlem alınması gerekliliği anlatılıyor.

Ülke bor madenleriyle ilgili işletme hakkı Etibank üzerinde. Ve Etibank'ın özelleştirilerek bu bor madenlerinin yabancılara peşkeş çekilmemesi için ortak bir tepkinin oluşturulmasından bahsediliyor.

İnternetten biraz incelemeye çalıştım, Etibank zaten 2000 yılında özelleştirilmiş yani, alan almış, satan satmış durumu hakim. 8 yıllık bir hadisenin üzerinde hala aynı mailin dönmesi garip değil mi? TMMOB bununla ilgili ne yapmış, nasıl aksiyonlar almış bilmiyorum ama koskoca puntolarla mail döndürmenin ötesinde umarım önemli bir şeyler yapılmıştır.

Ahmet, Mehmet'e, Mehmet, Hasan'a ve Hüseyin'e ve onlar diğerlerine; 7 kişiye dağıt 7 dileğin gerçek olsun maillerine dönmeye başlıyor bu olay yoksa.

Ölüm de Var!


Gecenin sabaha koştuğu bu dakikalarda, karanlık, aydınlığın içine saklanmaya çalışırken iştahı kesen, ruhu karartan bir konudur ölüm bahsi.

Ama ölüm, ki, insana çok yakın olan ama bir o kadar da uzakmış varsayılan tek gerçeklik. Bilinçaltına hapsedilen, zihinlerin köhne çukurlarına atılıp da dehlizlerinden dışarıya çıkmasına izin verilmeyen tek ürküten yan. Herkesten herşeyden ırak olması beklenen, insan zihninin zor kabullendiği tükeniş anı. Üzerine şiirler yazılan, şarkılar yapılan ama dost, düşman tüm ağızlardan yel alsın diye temennisi edilen, insan yaşamının, zamanı şaşmaz en güçlü hakikati.

İnsanı titretip kendine getiren, nereden geldik, nereye gidiyoruz dedirten, ruh taşkınlıklarının limit düzenleyicisi. Yaşam denilen kısacık çizgide maçı bitiren son düdük. Ne getirdik, ne götürüyoruzun sorgu memuru, iki metrelik bez ve bir avuç toprak parçası.

Ağlayarak başlayan sanal ve yalan yolculuğu, ağlatarak bitiren bir tek dikili taş hatırası. Eksik olmasın hiçbir inanandan Fatihası.

Sonu biraz kafiyeli oldu, şiirsel bir tatlandırıcı katmış gibi... Hakikati bilip hakikate göre yaşamak gerek, zira cepten yiyoruz cebimizde ne kaldığını görmeden!

Kahrolsun ...!


Mailler dolaşıyor sürekli, uzayda başıboş kalmış gibi. Bu dolaşan maillerde; birilerine kahrolsun deniyor, birilerine sövülüyor, birilerinin dikkati çekilmeye, toplu bir bilinç oluşturulmaya çalışılıyor. Bazen Facebook gibi sanal dünyanın yapay düzenekleri ortak bir tepki fırtınasının platformu olarak kullanılmaya çalışılıyor.

Geçmişte olmayan, olmadığı için de; tepki koyulan, sövülüp-sayılan, isyan edilenlerin başına kahrolsun getirilip de, bir kova boya ve fırça ile duvarlara yazılanlar, şimdilerde sanal dünyanın muhtelif mecralarında; bitlerce, baytlarca, kilobaytlarca dönüp duruyor.

İbrahim Sadri'nin, 'İstanbul'a Kar Yağıyordu' şiirinde dediği gibi, -...geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için kahrolsun yazacak kadar adamdım, onaltı yaşımdaydım, ne senin haberin oldu şiirlerimden, ne de birileri kahroluyordu mahalle duvarlarına çiziktirdiğim harflerden...- yine, ne ülke kurtuluyor bu dönen maillerle ne de birileri kahroluyor.

Maksat, Hz İbrahim ateşe atıldığı zaman, gagasında bir damla su ile gelen kuş misali, tarafını belli etmekse amenna; ama bunu yapmakla bırakmamak lazım, savunulanların arkasında durulacak daha keskin ve farklı yollar da olmalı; çalışmak gibi, üretmek gibi, okumak gibi ve bu vatanı bize emanet edenlerin bunu nasıl yaptığını anlamak ve onların izinden gitmek gibi...

Yoksa, Orhan Veli'nin; 'Neler yapmadık şu vatan için! kimimiz öldük; kimimiz nutuk söyledik.' dizelerindeki nutuk söyleyenlerden farkımız ne olabilir?

18 Şubat 2009 Çarşamba

Kuruntu, Hüsnü

18 Şubat 2009 Çarşamba 1

Gazanfer Özcan vefat etti. Kendisine rahmet, geride bıraktıklarına sabırlar diliyorum.

17 Şubat 2009 Salı

Afferinn Kız Sana!

17 Şubat 2009 Salı 0

Recep İvedik&Polat Alemdar


İşsiz olmak her sabah evde kahvaltı edip gazete okuyabilme lüksünü sunuyor insana. Tavsiye ederim!

Bu sabah da kahvaltı ederken bilgisayarı aldım karşıma ve gazeteler klasörü altına topladığım linklerden oluşan basın camiasını izlemeye koyuldum. Alfabetik olarak dizili olan linklerden ilk tıkladığım Hürriyet'tir her zaman. Aslında daha üstlerde Akşam, Cumhuriyet falan da var ama ben Hürriyet ile başlamayı tercih ediyorum. Belki grupta ve binada 10 yıla yakın çalışmanın getirisidir.

Her neyse, sayfa açıldığında sol üst köşede Recep İvedik haberi vardı. Tıkladım, yani güne Recep İvedik ile başlamış olduk. Bu durumda günümüz komiklere gark olup geçer mi bilinmez.

Gösterime giren filmlerin ilk 3 gün seceresini çıkartmış birileri, Hürriyet de haberini alıp koymuş, bilgilendik bu sayede. İlk 3 günü rekor bir seyirci sayısı ile geçmiş muhterem İvedik: 1.209.453 kişi izlemiş. En yakınında Kurtlar Vadisi Irak var ve 100.000 fark atmış. Sıralamada hangi filmi kaç kişi izlemiş ilk 3 gün için, detaylarını aşağıdaki linkte görebilirsiniz.

Kurtlar Vadisi Irak ve Recep İvedik'e bakıldığında; konuları, kurguları, temaları birbirinden farklı 2 film ve ikisi de ilk 3 gün için en yüksek tirajın sahibi olmuşlar.

Ayrıca,

Recep İvedik
(ilk film): 4.301.641
Kurtlar Vadisi Irak: 4.256.566

Neden bu 2 filmi kıyasladım diye kendime sorunca, şu cevabı aldım; Recep İvedik gerçek hayatta olsa idi; eminim ki, Kurtlar Vadisi Irak filmini en sevdiği filmlerin başına koyardı. İki filmin de seyirci profilinin birbirine çok yakın olduğunu düşünüyorum.

Hamaset ile sefahat arasındaki bağlantının düğüm noktasında olan genç bir neslin tercihleridir iki film de.

* Hürriyet, ilk 3 gün seyirci detayı için
bkz
** Recep İvedik ve Kurtlar Vadisi Irak toplam seyirci sayısı bilgisi ww.sinematurk.com'dan alınmıştır.

Üryan Geldim Üryan Giderim

fotoğraf bu linkten alındı

Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeye elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eyler
Benim can vermeye dermanım mı var

Yitir şu gönülden ileği yitir
Cehd eyle elini yoksula yedir
Bana derler gam yükünü sen götür
Benim yük götürür dermanım mı var

Dirilirler dirilirler gelirler
Huzuri mahşerde divan dururlar
Harami var diye korku verirler
Benim ipek yüklü kervanım mı var

Karac'oğlan der ki ismim överler
Ağu oldu yediğimiz şekerler
Güzel sever deyi isnad ederler
Benim haktan özge sevdiğim mi var

Karacaoğlan

16 Şubat 2009 Pazartesi

Beklenen

16 Şubat 2009 Pazartesi 0
fotoğraf bu linkten alındı

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

Necip Fazıl Kısakürek