30 Haziran 2009 Salı

Kapanış

30 Haziran 2009 Salı 0
İlim ilim ilmektir,
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmez isen
Bu nice okumaktır.

Okumak cehaleti alır, eşeklik baki kalır.

İlmi ile amel etmeyenin, kitap yüklü merkepten ne farkı olur.


Birincisi Yunus Emre'den, ikincisi günümüze daha yakın bir zamandan ama kimden bilmiyorum, üçüncüsü Peygamber Efendimiz'den...

Farklı yüzyıllarda söylenmiş ama ana fikri farklı olmayan özlü sözlerden bir derleme ile Haziran ayını kapatmış olalım.

Mavra

"Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar; anlaşabilirler."

Zıt kutuplar birbirini çeker mavralarına hala inanıyor musunuz?

'At, Avrat, Reina'

Aşağıdaki yazı e-postama gelen yazılardan biridir. Elin oğlunun yurdum ve yurdum insanı hakkında gözlemlerini -doğru ya da değil- anlattığı ve bizi itin g.tüne soktuğu bir yazıdır.

İyisini kötüsünü siz okuduktan sonra kendiniz kararlaştırın. Ama gerçekler acıdır geyiğini de yapmadan geçemeyeceğim.

Güzel yurdumun güzel insanlarını da toptan tu kaka etmeye sebep olan tüm beyzadelere ve okumamış, okusa da geliş(e)memiş insanlarına ithaf ediyorum ben.

2010 Avrupa kültür başkenti seçilen İstanbul için 'ne kültür başkenti İstanbul Avrupalı bile değil' diyen İngiliz GQ dergisinden A. A Gill bakınız daha neler demiş;

"Şehirde cazdan metale ve alaturkaya kadar her türlü müziğin dinlenebileceği barlar var. Kentin en ünlü gece kulübü ise Reina.


Yüksek sınıf bir eğlence mekanı olan Reina'ya ulaşmak bir kabus! Türkler inanılmaz bir saldırganlıkla araba kullanıyor ve özellikle bu mekanın bulunduğu hatta trafik insanı çileden çıkarıyor.

Reina'nın kapısında ilginizi ilk çeken şey; çift taraflı park etmiş Mercedesler ve sinirli bodyguardlar oluyor. İçeri girerken üzeriniz aranıyor. Bunun nedeni olası bir El Kaide saldırısından çekinilmesi değil, Türk erkeklerinin silaha olan merakı. Geçmişten gelen 'at, avrat ve silah' tutkularından vazgeçemeyen Türk erkeklerinin çoğu silahla dolaşıyor ve onlara karşı dikkatli olunması gerekiyor.

Müthiş bir manzaraya sahip olan Reina'da her türlü içki bulunuyor. Mekanda eğlenen Türk erkekleri Rus bodyguard'lara benziyor. Kadınlar ise sarışın, mini etekli, etine dolgun ve erkekleri tahrik etmek için mutlaka göğüs dekoltesi veriyor! Kadınlar dansöz gibi kıvırıyor. Erkeklerse bir metronun içinde tek elleriyle demire tutunmuş bilinçsizce sağa sola sallanan tipler gibi...

İnsanlar gece boyunca eğlenir gibi yapıp, aslında birbirini kesip sevgili arıyor. Reina'daki şişko erkeklerin yanlarındaki kadınlar için fahiş fiyatlara şampanya patlatması tam bir Ortadoğululuk göstergesi. Türk erkeklerinin hepsi birer John Travolta. Sık sık tuvalete gidip saçlarını ıslatıyorlar, gömleklerinin bir düğmesi açık dolaşıyorlar ve etrafa vurucu bakışlar atıyorlar. Bu halleriyle çok gülünçler.

İstanbul öyle bir kent ki, her yer güvenli ama insanları güvenilir değil! Sokaklarda türbanlı hatta kara çarşaflı kadınlarla transeksüeller birlikte yürüyor. Bazı restoranları New York'unkilerle yarışacak düzeyde ama Ortaçağ'dan kalma karanlık köşeler de var.

Kentte birçok cami var. Bunlar arasında belki de en görkemlisi Sultan Ahmet Camii. Dışarıdan gerçekten harika ama içerisi buram buram ayak kokuyor! Temizlikleriyle övünen Müslümanlar Allah'ın karşısına galiba ayaklarını yıkamadan çıkıyor! Orayı gören her turist böyle düşünüyor.

Gill, yazısında Türkiye'nin bugüne kadar AB'ye girebilmek için boş yere alay konusu olduğunu da belirtmiş: 'Türkler kendilerine ' Midnight Express' filminin hatırlatılmasından nefret etseler de Türkiye okumamış gençleri, Kürt terörü ve çingeneleriyle Avrupa'nın içinde bir işçi sınıfı olarak kalmaya mahkum.'"

29 Haziran 2009 Pazartesi

3 K

29 Haziran 2009 Pazartesi 0
Karpuz
Kavun
Kiraz

Paragones

Gazetelerde yazan bire bir doğru ise; adam gemi azıya almış para konusunda. Ver coşkuyu modunda, ileride olası başarılardan da prim hakları olduğunu, kalsaymış eğer; belki de takımı şampiyon yapacağını hatta Avrupa'da başarıya ulaştıracağını dolayısıyla bu ihtimal sebebiyle de bunların da tazmin edilmesi gerektiğini buyurmuş.

Haberi okuyunca dumur oldum. E, bu kadarına da pes doğrusu.

Bu yaştan sonra, bu ne dünyalık merakıdır ki bu boyutlarda, yoksa uç uca ekleyip rulo yapmak suretiyle farklı fantezilerin mezesi mi olacak o paralar.

Pardon çok pardon...

28 Haziran 2009 Pazar

Yumuşak Ünlüler

28 Haziran 2009 Pazar 0
Etiler'deler.

Sert Ünlüler

Kadir İnanır
Cüneyt Arkın
Kenan İmirzalıoğlu
...

24 Haziran 2009 Çarşamba

Üzerine Alınan Herkesin...

24 Haziran 2009 Çarşamba 4
Regaib Kandili mübarek olsun.

Mehmet Topuz, David Beckham Olur mu?

"Topuz, Beckham olur mu?

Tartışılan soru şu:
“Mehmet Topuz, David Beckham gibi marka olabilir mi?”

Önce Beckham’a bakalım...
6 defa İngiltere Şampiyonu oldu.1 defa İspanya Şampiyonu oldu.Şampiyonlar Ligi Kupası var.Kıtalararası Kupası var.117 defa milli oldu.58 defa milli takım kaptanlığı yaptı.İngiltere’de ‘Yılın Spor İnsanı’ seçildi.Kraliçe taktı... İmparatorluk Nişanı var.UNICEF elçisi.İnternet arama motoru Google’de ismi en çok aranan kişi oldu.Spice Girls grubunun ‘havalı’ lakaplı üyesi Victoria ile evli... Victoria, zengin bir ailenin kızıydı, liseye bile babasının Rolls Royce’uyla giderdi; şu anda, şarkıcı, söz yazarı, moda desinatörü, yazar, iş kadını, aktrist ve fotomodel... Düğün fotoğrafları 1 milyon dolara satıldı... Londra’daki malikaneleri, 15 milyon dolar... Üç oğulları var. Çocukların vaftiz babası Elton John, vaftiz annesi Elizabeth Hurley... ABD’deki malikaneleri California Beverly Hills’de, 22 milyon dolara aldılar... Tom Cruise, Katie Holmes ve Jay Leno, komşuları... ABD’nin Galaxy takımına transfer olduğunda, Los Angeles’taki Museum of Contemporary Art’ta ‘hoş geldin partisi’ verildi; Steven Spielberg, Jim Carrey, George Clooney, Tom Cruise, Katie Holmes, Will Smith, Oprah Winfrey katıldı. ABD’deki gazete, televizyon ve dergilere verdikleri özel röportajlardan 14 milyon dolar kazandılar... Eşiyle birlikte iç çamaşırlarıyla Armani’ye poz verdi, 48 milyon dolar aldılar... Armani’nin yanı sıra, Motorola, Adidas, Pepsi ve Gilette reklamlarında oynadı. Vücudu 200 milyon dolara sigortalı... 15 tane dövmesi var; çocuklarının ismini, eşinin ismini, eşinin resmini, melek resmini, en sevdiği sayı olan 7’yi filan sırtına ve kollarına kazıttı. Eşi Victoria, İngiltere’nin en zengin 52’nci kadını... Karı-kocanın toplam serveti, 400 milyon dolardan fazla.
David Beckham, 34 yaşında.

Mehmet Topuz’a bakmayalım isterseniz artık... Çünkü şu anda 26 yaşında ve bunları yapabilmesi için sadece 8 senesi var!"

Yılmaz Özdil burada yazmış...

22 Haziran 2009 Pazartesi

Kemniyet Şeridi

22 Haziran 2009 Pazartesi 3
Ümraniye - Bayrampaşa arasını gece onbir civarı olmasına rağmen 1 sa 10 dk da aşmayı başaran bir yurdum insanı olarak İstanbul trafiğine, şoförlerine ve sürücülerine teessüflerimi gönderiyorum.

- Yolda 2 yada 3 kaza gördük; her kazada da bir otomobil ve bir tır vardı.

- Emniyet şeridinde de trafiğin sıkıştığı tek ülke olarak tarihe geçtik; daha evvel kayıtlara alınmadıysa bu konu, buradan yetkililere bildiriyorum.

- Emniyet şeridinin bile emniyet şeridini oluşturan bir zihniyet ile aynı oksijeni yakmaktan kıvanç duyuyorum; emniyet şeridi ile yetinemeyen bir yurdum canlısı (insan kelimesi çok iyimser olur) asfalt yol ile yandaki toprak zemin arasına yapılmış su yolunu ortalayarak gidiyordu ki hayranlıktan dilim tutuldu.

- Benzin bitti bitecek bir durumdaydık bu yüzden zorda kalırsak hemen emniyet şeridine kaçarız diye sürekli sağ şeridi kullandım. Ve yol boyunca emniyet şeridinde seyredip de normal yola girmeye çalışanlara dikkatim yettiğince yol vermedim.

Allah'a şükür eve nail olduk sağsalim. Ve ben de bu satırları yazmadan yatmak istemedim.

21 Haziran 2009 Pazar

SecretCV

21 Haziran 2009 Pazar 2
Bugün 21 Haziran 2009,
Haziran'ın 3. Pazarı,
Babalar Günü.

Ömrümün ilk babalar günü kutlaması yapıldı. Sanal ortamda maille gerçekleşen bu kutlamayı gerçekleştiren bir iş ve işçi arama sitesi olan Secretcv.

Henüz fiilen bir babalık durumu olmasa da potansiyelimi gözönünde bulunuran ilgililere çok teşekkür ederim. Sanırım, yaşımın artık babalık için kemale ermiş olduğunu anlatmaya çalışıyorlar bana.

Anneler gününde de yazdığım şekliyle; "kutlanmayı hakeden" tüm babaların, babalar günü kutlu olsun.

20 Haziran 2009 Cumartesi

Yedi Numara

20 Haziran 2009 Cumartesi 4
Dün anne tarafından bir akrabanın oğlunun nikahındaydık. Hasanpaşa'daki Kadıköy Evlendirme Dairesi'nde 13:45 de kıyıldı nikah. Allah mutlu ve mesut ve dahi bahtiyar eyleye ve bir yastıkta kocamayı da nasip eyleye.

Gelin hanım TRT'de bir dönem oynayan ve bir hayli keyifli olup aynı zamanda izlenirliğinin yüksek olduğunu sandığım Yedi Numara adlı dizinin oyuncularından biriydi. Tabi hal böyle olunca; dizi oyuncularının neredeyse tamamı nikahtaydı. Bir çoğunu sima olarak tanıdığımı ama ismen bilmediğimi(zi) farkettim. E, bize ne bundan diyebilirsiniz; aslında banada ne! Ama bir s.kime derman olmayan yetenek fukarası adamları boy boy televizyonlarda gösterip bizlere ezberleten zihniyetin tiyatro kökenli olanlara daha fazla şans tanıması; onların sadece sima olarak değil ismen de bilinirliğini sağlar diye düşünüyorum.

Neyse uzatmayayım, sap saman iyice karışacak, en iyisi b.ku atalım birilerine çıkalım işin içinden biz.

Nikahtaki bir diğer konu da, nikahtan bağımsız olan ama nikah salonunda iki akraba arasında geçen konuşmaydı. Biri kapanmaya karar vermiş ve bunu hayata geçirmiş bir ablamız diğeri de kapanmaya karşı olan ve kapanan ablamıza tepkisini koyan ablamız arasındaki konuşmaydı. Detayları çok önemsemiyorum ama genel olarak tepkisellik bana gereksiz geldi.

Herkesin inandığı gibi yaşama hakkının olduğu dünyada, tercihlerin eleştirilmesi ve bunun uluorta herkesin içinde yapılması pek nazik gelmedi.

Ama Yedi Numara güzel diziydi, tekrarını verseler yine izlenir yani.

19 Haziran 2009 Cuma

Edilgen

19 Haziran 2009 Cuma 3
Hayat bir cümledir; kimi zaman devrik kimi zaman kurallı. Yüklemi başta da olsa sonda da; insan belirtisiz nesnedir her zaman.

Hak

"Kula bela gelmez Hak yazmayınca;
Hak bela yazmaz kul azmayınca."

Uğur

Uğura inanır mısınız? Ben inanmam.
Uğurlu sayı, gün, gece, bir hareket vs...
Çok saçma geliyor.

Hani, futbolculara da sorarlar ya; maça çıkmadan önce yaptığınız (yapmak ne demekse) bir uğurunuz var mı diye.
Onlardan bir kısmı da var derler; sağ ayakla çıkarım, dua okurum (duayı tenzih ederim bu konudan), çimenleri ellerim, kıçımı parmaklarım, orta sahanın ortasına gelir başlama vuruşunun yapıldığı orta noktaya doğru arka nahiyemi doğrultup pırtlarım falan diye...

Benim hiç uğurum olmadı.

Uğur denince aklıma sadece uğur böceği gelir. Hani annesinin terlik, pabuç alacağı söylenip de kandırılan.

For Sale

Satılık 0 km hayallerim var.

18 Haziran 2009 Perşembe

Vurgu Olan "Ş"

18 Haziran 2009 Perşembe 0
Bir evvelki postta "eşşek şakası" başlığıyla bir klip girmiştim. Sonra başlıkta geçen eşşek kelimesine aklım takıldı.

Düzeltmek lazım, gençler yanlış öğrenmesinler; doğrusu eşektir. Eşşek derken tekrarlanan ş vurgu amacı taşımaktadır.

Brave Heart Ayşe Arman

Hal-i üryan olmanın cesarete atfedilmesi oldukça yaratıcı görünüyor.
Takdir ettim.

Kimin umurundaysa!

Eşşek Şakası

17 Haziran 2009 Çarşamba

Boş Laf

17 Haziran 2009 Çarşamba 3
Kirazımız Napolyon
Portakalımız Washington (gerçi Finike olan portakalımız da var.)
Eriğimiz Malta
Muzumuz Chiquita (aslında bu bir marka, USA menşeli)

Hıyarımız Çengelköy
Armutumuz Ankara
Elmamız Amasya
........

Hiç, öylesine aklıma geldi; yazayım dedim.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Gerçekten mi?

15 Haziran 2009 Pazartesi 3
Bu sabah bazı gazetelerin spor sayfalarında Mehmet Topuz'un sözleri vardı; "Fenerbahçe gerçekten büyük kulüpmüş."

Yurtdışından gelmiş yabancı bir futbolcu olsa; tanımıyor diyeceğim de, "bu ne abi şimdi" senelerdir anlamadın mı sen. Tesisleri yakından görünce mi dank etti kafana?

Bu çocuk ya konuşma özürlü ya düşünme özürlü ya da düşündüğünü diline yansıtma özürlü...

13 Haziran 2009 Cumartesi

Topuzlaşma

13 Haziran 2009 Cumartesi 1
Mehmet Topuz, Beşiktaş'a yar olmadı. Fenerbahçe'ye imzayı attı ama aranan yar olur mu bilinmez.

Topuzlaşı sağlandı.

İmza atarken gülücükler saçıyordu özellikle psikolojik durumunu anlamaya çalıştım, dikkatle izlemeye gayret ettim. Olağan, halinden memnun bir görüntüsü vardı eğer çok iyi bir rol yapma yeteneği yoksa şayet.

Hayır mı çıkar şer mi bu durumdan, sezon başlamadan anlayamayacağız.

12 Haziran 2009 Cuma

Fayısbuk

12 Haziran 2009 Cuma 0
Ne halt etmeye girdiysem yine!

Bir kez daha feysbukdayım. Hem eleştirip, işkembeden bir sürü sallayıp, şöyle yer, böyle yer deyip buradaki satırlarda, yine hesabı aktif etmek yüzsüzlük gibi bir şey..

Can sıkıntısından işte, arada girip bakarım. Belki ilkokul arkadaşlarımdan da beni bulan olur.

Liyakat mı Güven mi?

Kümese müdür aranıyormuş.

Tilki de müracaat etmiş...
Tilki'yi çok beğenmişler ve işe almak istemişler ve 'Ne ücret istersin? ' diye sormuşlar..

Tilki; 'Ben gülmekten söyleyemeyecegim, artık siz ne verirseniz, verin ' demiş.

Aktif Pasif Hesabı

Haberi geçenler kılıfını da doğru hazırlamak için olsa gerek; "Allah Allah, Capone uzun süre önce oynadı, Bilica 1 yıldır Türkiye'de niye şimdi çıktı ki!" gibi kendi kendilerine de sormuşlar.

Hayır kimse merak etmemiş mi? Yakalayan kişiyi bulup sorsalarmış ya; hangisi aktifmiş acaba?

Haber diye bunu geçenlere, bunu haber diye geçtiler diye bloguna yazanlara ben ne diyeyim bilmiyorum ki!!!

Kaka'sı Çıktı

Real Madrid transferin b.kunu çıkardı.

Kaka, Ronaldo... Sırada Ribery var galiba!
Yoksa Ribery daha evvelden mi bitmişti?

İspanya'ya mı yerleşsek acaba?

Bizimkiler atıkları topluyorlar ancak.

Cristiano Ronaldo&Paris Hilton

Aksanlı İngilizce konuşan bir ademoğlunun afrodizyak etkisi yapması ilginç bir sebep olsa gerek.

Gerçi, Hilton için sebebe gerek var mı ki?

Bilica&Capone ya da Poltrona 36

Capone, Galatasaray'a geldi gitti, üstünden neredeyse asır geçti bu otobüste halvet olma konusu hiç konuşulmadı, yazılmadı, çizilmedi.

Bilica, Fenerbahçe'ye geldi. İki gün sonra Capone ve Bilica'nın 36 numaralı koltukta nü çalışması yaparken yakalandıkları yazılmaya başladı.

Neye yormak lazım kestiremedim. Fenerbahçeli Bilica'nın bu skandalının Galatasaraylı Capone'un aynı skandalından daha fazla ses getireceğini mi düşünüyor basın camiası. Yoksa Galatasaraylı Capone'un yaşadığının haber değeri yok da, Fenerbahçeli Bilica'nın yaşadığının mı haber değeri var.

Gremio takımının yetkililerine de hayran kaldım; otobüsten 36 numaralı koltuğu kaldırmak iyi fikir.

Yazılı basında okuduklarımın gerçek olduğunu varsayarak bu postu yazdım.

11 Haziran 2009 Perşembe

Çam ve Bardak Hikayesi

11 Haziran 2009 Perşembe 1
Geçtiğimiz günlerde okuldan bir arkadaşla karşılaştım. İlginç oldu bir hayli. Minibüse bindim, şoföre parayı uzattım ve ilk gördüğüm boş koltuğa oturdum. Yanına oturduğum vatandaş bana bakıp duruyor. "Allah Allah ben bu adamı bir yerden tanıyorum" derken kendi kendime, konuşmaya başladık; "Sadullah" "Umidim". "Abi naber, hayırdır senin ne işin var burda, yok artık İstanbul ne de küçükmüş aslında." gibi bir girizgahla sohbet akıp gitti minibüsün gittiği güzergah boyunca.

Tam inerken bana kartını uzattı. Ben de aldım, işe geldim karttaki mail adresine mail attım benim de iletişim bilgilerim bunlar diye.

Sonra.

Sonrası yok tabi. Öylece kaldı. Aslında kartı alırken de öylece kalacağını biliyordum ama ikram edileni almamak olmaz. İkrama karşılık ikramda bulunmak da kültürümüzde var. Buna mukabildi tüm çabam.

Bu sebepledir ki; yıllar sonra, yıllar evvelinden tanıyıp da karşılaştığım, aradaki sonra ve evvele karşılık gelen zaman diliminde tek bir an dahi aklıma gelmemiş kimselere ne iletişim bilgilerimi vermeye ne de kartımı uzatmaya çalışmam.

Bazen olanları, olduğu zamanda, olduğu gibi bırakmak çok daha iyi oluyor. Çam ve bardak hikayesi işte.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Ne Doktorlar, Mühendisler...

10 Haziran 2009 Çarşamba 2
Bülent, uygun düşmeyen tavır ve davranışlar sergilemeye devam ediyor.

Oysa hem futbolculuğu döneminde severdim hem de hocalığı sırasında Sivas'ın başarısını görüp sevinirdim ancak hiç tasvip etmediğim bir insan modeline ait yaklaşımlar ve hal ve hareketler içinde olması beni soğutmaya başladı.

Belki gazetelerin de abartısı vardır diyeceğim ama bir olur, iki olur; e, ateş olmayan yerden de duman çıkmıyor ki!

09 Haziran 2009 Salı

AraGOnes BACK

09 Haziran 2009 Salı 0
Elin oğlu enayi mi? Sözleşmesine çatır çatır koydurur maddeyi, sonra da çatır çatır sözleşmesindeki maddeye göre alır alacağını.

İşin başında sözleşmeyi yaparken bu kadar bağlayıcı maddeler koyan, koyduran, koyulmasına göz yuman yöneticilerin de g.tü başı tutuşur; ne yapsak, nasıl eylesek de göndersek diye...

Daum'u bile ilan edemiyorlar daha. Gerçi Daum'un alınması da ayrı bir konu ya.

Kocaman bir sevinç var kalbimizde sadece. Gerisine, gülsek mi ağlasak mı zaman gösterecek.

Görev Süresi

Arkada bıraktıklarını düşünme! Geride kalan herşey, senin hayatındaki görevini bitirdiği için geride kalmıştır.

Anonim

Başka Yurtların İnsanları

Bob Fenster'in "Salaklığın Tarihi" adlı kitabından alıntılardır . . .

*Arizonalı bir adam kelepçelerle oynarken kendini kelepçeledi ve anahtarı bulamadı... Kendisini kurtarmak için çilindir çağırmak yerine polisi arayınca başı belaya girdi... Onu kelepçeden kurtaran polisler,ödenmemiş bir kefalet borcu bulunduğunu belirleyince onu yeniden kelepçelediler...

* Chevrolet, yeni model arabası için "Nova" ismini buldu ama sonra arabayı Latin Amerika'da satamayacakları anlaşıldı... Çünkü "Nova", Ispanyolca'da "gitmez" anlamına geliyordu...

* 1932 yılında Los Angeles olimpiyatlarında Fransız atlet Jules Noel'in disk atmada kırdığı olimpiyat rekoru sayılmadı... Çünkü atışı izlemesi gereken bütün hakemler, sırıkla yüksek atlama yarışmasını izlemek için arkalarını dönmüşlerdi...

* 1840'da ABD başkanlığına seçilen William Henry Harrison, çok soğuk bir günde Washington'da açık havada düzenlenen göreve başlama töreninde şapka ve palto giymeyi reddederek yaptığı uzun konuşma sonucu zatürree oldu... Yeni başkan sadece bir ay görev yaptıktan sonra öldü...

* Meksika'daki bir sağlıklı yaşam merkezinin sahibi, vasiyetine mezarlığın sigara içilmeyen bölümünde gömülmek istediğini ısrarla ekletmeye çalıştı.

* 1971'de toprak kaymalarını incelemek isteyen Japon bilim adamları, büyük bir yağmur fırtınası efekti yapmak için bir tepeyi yangın hortumlarıyla adam akilli suladılar. Bu yüzden tepenin çökmesi sonucu meydana gelen heyelanda, dört bilim adamıyla 11 izleyici hayatini kaybetti.

* Fransız ordusu, askerlerin mayın tarlalarında yürüyebilmelerini sağlayan patlamaya dayanıklı botlar icat etti. Fakat botlar o kadar ağır ve içinde yürünmesi o kadar zordu ki, askerler mayınlarla havaya uçmadan önce pusuya yatan düşman askerleri tarafından vuruluyorlardı.

* 1985'de New Orleans'li cankurtaranlar o yıl şehrin havuzlarında kimsenin boğulmamasını kutlamak için bir parti verdiler. Partide konuklardan biri boğuldu.

* 1975'de İngiliz bir çift televizyonda en sevdikleri programı izlerken erkek yarim saat süren bir gülme krizi sonucu kalp krizi geçirerek öldü... Eşi, cenazeden sonra programın yapımcılarına bir mektup yazarak, kocasını hayatinin son dakikalarında bu kadar mutlu ettikleri için teşekkür etti.

* 1983'de mağazada hırsızlık yaparken yakalanan San Diego'lu bir kadın polislere eğer onu bırakmazlarsa morarana kadar nefesini tutacağını söyledi. Polisler kadını bırakmadılar, o da gerçekten ölünceye kadar nefesini tuttu.

08 Haziran 2009 Pazartesi

Kantar, Topuz, Şiraze

08 Haziran 2009 Pazartesi 0
Dün akşam bir spor kanalına çıkmış bilcümle spor taifesi, başkanından futbolcusuna ve yorumcusuna kadar herkes Topuz konusunu konuşmuşlar.

Topuz kaçırmış kantarın topuzunu anlaşılan iş şirazesinden çıkmış. Bugün internette bir gazetede gördüm; Aziz Yıldırım, bonservis elimizde 15 milyon euroyu getiren Topuz'u götürür diyordu.

Ya benimsin ya toprağın mı desem, gerçi bu saatten sonra gelip FB'de oynamasının da hiçbir samimiyeti omaz. Ben naçizane gelmesin derim. Oynasa da ne kadar verimli olur, o da bilinmez.

Ama 15 milyon euro deyip de 5+Gökhan'ı çöpe atmak akıllıca olur mu bak onuda bilmiyorum. Çünkü Topuz için kimse o parayı vermez.

07 Haziran 2009 Pazar

Dumanlı Kafayla Olsa Gerek!

07 Haziran 2009 Pazar 0
Duman bir şarkısının sözlerinde bir sûrenin ayetlerini kullanmış ve üzerinde oyanayarak abuk subuk bir şekle dönüştürmüş. Bu da doğal olarak kutsalına kıymet veren insanlarda tepkiye sebep olmuş. Ben de aynı kanaatteyim tepki gösteren isanlarla aynı kutsal paydadayım.

Duman bunu dumanlı bir kafayla bir cahillik olarak yapmış iyi niyeti ile düşünmek istiyorum. Yoksa açık bir bilinçle bilerek isteyerek yapmış olması çok daha fazla üzücü.

Benim kutsalıma saygı göstermeyen adam(lar)a ben de saygı duymam zaten. Hz İbrahim'in ateşe atıldığında gagasında getirdiği suyu ateşe döktüğü varsayılan kuş misali yerimiz yurdumuz belli olsun tek derdimiz.

Polo

Bu arada araba arıyorum diye yazmıştım haftalar evvel (belki aylar da olmuştur). Arabayı aldım.
Fikir verenlere ve ilgilenenlere teşekkürü bir borç bilirim efendim.

Eee. bize ne bundan diyenlere de söyleyebilecek bir sözüm yok. :(
Hakikaten cuk yerine oturmuş bir laf olarak kayıtlara geçeceğinden şüphe duymuyorum.

Yazacak mevzu yok ya da mevzu var da bende yazacak kudret yok. O yüzden geyiğe sardım.
Sıhhat ve afiyetler diliyorum, gerçekten.. cümleten..

İşler Kesat

İşe girdim gireli bloga haftada bir ya da iki defa uğrayabilir oldum. Onda da yazmak pek kısmet olmuyor genelde ne olmuş, ne bitmiş, kimler güncellemiş bloglarını bakıyorum, okuyorum bazen yorum yazıyorum (uğradım, bakın buradaydım demek için blog sahiplerine :) ).

Sanırım güncellemeyişimin etkileri olsa gerek uğrayanımız, kapıyı çalanımız bir hayli azalmış. İstatistiklere bakıyorum da 250-300 günlük tık varken 60-70 arasında değişiyor artık. Ha, tabi blogumun sık uğrayanları ve uğradım deyu selam bırakanları hani müdavim dersem tevazuyu elden bırakmış olur muyum bilmem ama; owl, öykünün annesi hanım :) ve diğerleri teşekkürler.

Öykü'nün Annesi Hanım ödülünüz baki.

Kolaylıklar herkese.

Fırtınalar

Takriben şöyle bir sözdü;

Hiç kimse yolda karşılaştığınız fırtınalarla ilgilenmez, önemli olan gemiyi limana getirip getiremediğinizdir.

Montaigne'in sözü diye anımsıyorum, eğer yanılmıyorsam. Çok muhterem ve hoşuma giden bir sözdür.